Birbirlerine saçlarından bağlanmış halde içeri gelenleri karşılıyorlar. Boncuklardan yapılmış ölü kadınlar onlar; öldürülmüş kadınlar. Kocası, abisi, babası, uzak yakın bir akrabası yahut sevgilisi tarafından. Donuk bakıyor gözleri. Kimilerinin yanaklarında yaş taneleri yol oluyor; kimilerinin gözlerinde soru işareti... Rengarenkler; yarım kalmış, kimbilir belki hiç yaşanmamış hayatlarının yok olmuş renkleri bunlar. Onlar, Zeren Göktan’ın Cda-Projects’teki  “Sayaç” adlı yeni sergisinin tanıkları, Türkiye’de kadına uygulanan şiddetin de...
Sergi mekanındaki iç içe geçen odaların duvarlarında ise yine boncuktan yapılmış örtüler var. Antik Mısır kefen örtülerinden esinlenmiş sanatçı, bu örtüleri tasarlarken. Mısırlılar, boncuklarla işli kefenlerin ölüyü koruduğuna inanırmış. Her kefenin üzerinde ayrı bir hikaye işliymiş ve bu hikayeler yol göstersin isterlermiş ölülerine. Sergi mekanındaki örtüler de, şiddet kurbanı kadınlar için... Ama bu örtülerin bir özelliği daha var. Her birinde, kelebekler, kalpler, kuşlar, çiçek motifleri arasında birer QR kod yer alıyor. Akıllı telefona bu kod okutturulduğunda www.anitsayac.com  adresine yönlendiriliyoruz. 2008 ile 2013 arasında şiddetten ölen kadınlar için tasarlanmış dijital bir anıtla karşılaşıyoruz bu adreste. Bir sayaç var burada; öldürülen kadınların sayısını gösteren. 2013 Mart itibariyle toplam 13 kadın öldürülmüş; sayaç 13’ü gösteriyor. Öldürülen her kadının ismi birer tuğla gibi yan yana, üst üste dizilmiş. İsimlerinin üzerine gelip enter’a bastığımızda o kadınla ilgili bilgilere ulaşıyoruz: Neden öldürüldü, nasıl öldürüldü, koruma talebi var mıydı? En altta da ölüm haberinin yer aldığı gazete kupürüne... Fatma Mercan silahla öldürülmüş. Serpil Topbaş bıçakla boğazı kesilerek. Sarai Sierra, taşla kafasına vurularak. Fatma Karataş, işkenceyle... Anıtın her bir tuğlasında ağır mı ağır bir acı...

Sanatın da kadına şiddet konusunda yapabilecekleri olduğunu gösteriyor “Sayaç”. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin bu sergiyi görsün isterim. Şahin’e bildiklerini tekrarlayacağı kesin. Ama kim bilir, belki de yeni fikirler getirecektir beraberinde... O boncuktan sessiz kadınların ve kefenlerin onları dinleyenlere söyleyecek çok sözü var aslında. Bir diğer dileğim de bu serginin, tüm Türkiye’yi dolaşması. Hayal bu ya, sonunda bir özel müzenin sürekli koleksiyonuna dahil edilmesi. Bu utanç paylaşılmalı. Sayacın 14’ü göstermesi an meselesi çünkü...
Bu arada, 2008 öncesi kadın cinayetlerine ilişkin verileri toplamak için yardıma ihtiyacı var sanatçının. Bu verilerin de anıta dahil edilmesiyle sosyologlar, antropologlar, kadına şiddetle ilgilenen herkes için çok ciddi bir kaynak oluşmuş olacak. Herkes el vermeli özetle.  
Tıpkı Ümraniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki erkekler gibi. Ki onlar bu serginin gizli sanatçıları... Serginin boncuk işlerini bilgisayar ortamında tasarlayıp, milimetrik kağıtlara geçirmiş Göktan. Ardından bu kağıtlardaki desenlerden oluşan örtüleri -boncuk kadınları da- Ümraniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki erkek mahkumlara yaptırmış. Haftada iki gün cezaevine gidip, kurdukları tezgahlarda onlarla birlikte çalışmış. İnanılmaz bir emek var... Boncuk işi, cezaevi kültürünün bir parçası olmakla birlikte erkeklerin bu projede ne işi var? Kadın cinayetlerini işleyenler erkekler değil mi? Bu ters köşe yaklaşımı, etkileşimli medya teorisyeni Geert Lovink’in bir sözüyle açıklıyor Göktan: “Beklenmedik ittifaklar üzerinden uzlaşma alanları yaratmak”...
Bu ittifakı kurmazsak, o dijital anıt büyümeye devam edecek. Sayaç işleyecek... İşlerden birinin ismi: “Bir ihtimal daha var”. Gerçekten o da ölmek midir sadece?

Etiketler