Bir büyük yaşam alacaklısı

Cemal Süreya’nın 83 yaşındaki kız kardeşi Perihan Bakır 15 Haziran’da Everest Yayınları’ndan çıkacak olan ‘Size Nefesimi Bırakıyorum’ isimli kitapta abisini anlattı. Kitabı Bakır’ın kızı Güzin Tanyeri kaleme aldı...

“1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum, o gün bugün huzurum yoktur. Biyografim bu kadar” demişti Cemal Süreya, Doğan Hızlan’ın kendisiyle yaptığı bir röportajda. Çok daha fazlasıydı elbet. 1990’da ölümünden sonra onunla ilgili çok sayıda biyografik yazı ve kitap yayımlandı. Ama bunların belki de en özeli 15 Haziran’da Everest Yayınları’ndan çıkacak: “Size Nefesimi Bırakıyorum”. Süreya’nın 83 yaşındaki kız kardeşi Perihan Bakır abisini anlattı, Bakır’ın kızı Güzin Tanyeri kaleme aldı kitabı.

Bir büyük yaşam alacaklısıEş, dost, akraba, yakın arkadaşlar... Hepsi tamam, hepsi bilir bizi. Ama sanırım bizi en iyi bilenler kardeşlerimizdir. Çocukluk hikâyelerimizi, nasıl bir yaşam sürdüğümüzü, yerle yeksan olduğumuz zamanları, havalara uçtuğumuz anları, kimselere gösteremediğimiz kırgınlıklarımızı, zaaflarımızı, hatta bazen anne babalarımıza bile... Sahici hikâyelerimiz onlarda saklıdır. Bu bilgiyle okudum kitabı. Ama öte yandan kardeş kardeşi kayırır, ki bu da insana dair bir durum; bu mesafeyi de korudum okurken. Sonuç, samimiyetle yakılmış upuzun bir ağıt.

Üç yüz küsur sayfadan bana kalan yoğun bir hüzün oldu. Cemal Süreya’nın hayatındaki trajedilerden elbette haberim vardı ama kişisel bagajında bu kadar çok acı taşıdığını bilmiyordum. Bu kadar çok kırıldığını, hayal kırıklığına uğradığını, canının yandığını, çaresizlik içinde kaldığını, o çaresizliklerin ona yanlış kararlar aldırdığını. Cemal Süreya’nın edebiyatından çok, özel hayatına odaklanan kitap bütün bunları gözler önüne seriyor. Zaman zaman ağladım. Zaman zaman üzerime çöken ağırlıktan kurtulmak için kitabı elimden bırakıp uzun yürüyüşler yaptım.

Bir büyük yaşam alacaklısı‘Beni öp, sonra doğur beni’

1931’de Erzincan Molla Güzel Mahallesi’ndeki evde doğuyor Cemal Süreya. 1936’da kız kardeşi Perihan, 1937’de ise Ayten geliyor dünyaya. Amcasının, valinin kayınbiraderiyle yaptığı tartışma sonrası ailece Bilecik’e sürgün ediliyorlar. 1938’de annesi Gülbeyaz Hanım, hamileyken geçirdiği kanama sonucu, bebeğiyle birlikte ölüyor. Bu ölümle gördüğü şefkat yarıda kalıyor, Tomris Uyar’a yazdığı şiirde “Annem çok küçükken öldü/Beni öp, sonra doğur beni” diyen şairin. O günden sonra da o yarım kalmış şefkatin peşine düşüyor aslında, yazılıp çizildiği gibi kadınların değil. Değil mi ki “Hayatımın ana çizgisi nedir diye çok düşündüm. Sonunda buldum. Şefkat arıyorum” demiştir kendisi. Gerçekten de bütün hayatı boyunca o şefkati arıyor.

10 yaşında bekâretini kaybeden kız çocuğu

Babası önceleri, çocuklarına kötü davranır diye evlenmeye yanaşmıyor ama işi dolayısıyla sık sık şehir dışına çıktığından iki eş adayından Esma Hanım’la evlenmeye karar veriyor. Diğerine göre daha zayıf, genç ve çevik olduğundan, çocuklarını koruyup, evi çekip çevirebileceği için. Fakat hiç de öyle olmuyor. Esma Hanım, Perihan Hanım’ın ifadesiyle ‘tam bir canavar’ çıkıyor. Çocukları her fırsatta dövüyor bile diyemeyeceğim, onlara ağır işkence ediyor. En çok da Perihan Hanım nasibini alıyor bu şiddetten. Esma, parmaklarıyla içeriden yanaklarını gerdiği için küçük kızın dudak kenarları yırtılıyor. Bir gün kafası atıyor, maşayı Perihan Hanım’ın içine sokuyor. 10 yaşında bekâretini kaybeden bir kız çocuğu.

‘Köpek canı var bunda, ölmedi’

Esma, aynanın sırrını kazıyıp, yemeğe karıştırarak bunu Cemal Süreya’ya yedirmelerini istiyor kız kardeşlerinden; kızlar abilerine bir şey olur korkusuyla yemeği gömüyorlar. Cemal Süreya’ya bir şey olmayınca Esma’nın tepkisi: “Köpek canı var bunda, ölmedi.”. Niyeyse Süreya’dan özellikle nefret ediyor. Sırf canını acıtmak için kitaplarını gaz döküp yakıyor. Ne tuhaftır ki kitaplarına çok düşkün olan Cemal Süreya, sonraki yıllarda da hayatına giren kadınlar tarafından aynı yöntemle cezalandırılıyor; kitaplarının yakılmasıyla.

Bir büyük yaşam alacaklısı

Kemalettin Tuğcu bile tahayyül edemezdi

Süreya, yatılı okula başlayarak üvey anne zulmünden kurtuluyor. Ama Perihan ile Ayten, korkudan babalarına bir şey söyleyemedikleri için uzun süre işkenceye maruz kalıyorlar. İki üç cümleyle anlatabileceğim şeyler değil. Şöyle söyleyeyim, Kemalettin Tuğcu bile tahayyül edemezdi bu kadarını. Neyse ki bir gün babaları durumu fark ediyor ve üvey anne Esma hayatlarından çıkıyor.

Şahsiyet rötarı

Bilecik Ortaokulu, Haydarpaşa Lisesi, Mülkiye... Askerlik sırasında da hukuk eğitimini tamamlıyor Cemal Süreya. 1953’te Seniha Hanım ile evleniyor, babasının itirazlarına rağmen. İlk on beş gününde pişman olunan bir evlilik bu. Kızları Ayçe dünyaya geliyor. Tam 7 yıl Seniha Hanım’dan boşanmak için uğraşıyor. Seniha Hanım, boşanmayı kabul edince Suna Lokman’la nişanlanıyor. Ama o ilişki de yürümüyor. Derken Tomris Uyar ile birlikte olmaya başlıyor. Eve erken geldiği için “Sen ne biçim erkeksin, git biraz arkadaşlarınla gez” diyor Tomris Hanım; çünkü o da o sıralar hasta annesiyle ilgilenmek istiyor. Bir gün Süreya’nın her zamanki saatinde eve gelip vakit geçsin diye apartman kapısının önünde beklediğini fark eden Uyar durumu şöyle özetliyor: Şahsiyet rötarı. Beklenen şefkat Tomris Hanım’dan da gelmiyor.

‘Bir evde iki içen olmaz’

Derken şair Zuhal Tekkanat’la tanışıyor. 1967’de evleniyorlar. Başlangıçta mutlu bir evlilik. 1969’da oğlu Memo doğuyor. Bu evlilik de kısa sürede çatırdamaya başlıyor; çünkü Perihan Hanım’ın anlattığına göre Zuhal Hanım’ın çok ciddi bir alkol problemi var. Yıllar sonra verdiği röportajlarda “Cemal bana bir evde iki şair olmaz” demişti diyen Zuhal Hanım’ı yalanlıyor Perihan Hanım. Abisinin “Bir evde iki içen olmaz” dediğini söylüyor. Zira Süreya’nın da alkolle arası iyi. Bu evlilik de bitiyor. 1975’te İstanbul Darphane ve Damga Matbaası Müdürü oluyor. Fransızca öğretmeni Güngör Demiray ile evleniyor.

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar

Domatesli makarnayı çok seven, en sevdiği şarkı “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar” olan Cemal Süreya, artık son olsun diye Bayan Nihayet adını taktığı Güngör Hanım’dan da istediği şefkati göremiyor. Bir yıl sonra oğlu Memo’yu birlikte büyütebilmek için tekrar Zuhal Tekkanat ile birlikte oturmaya başlıyor. Ama yine mutsuz bir erkek, mutsuz bir baba... Hep böyle Cemal Süreya... O ara kitabevi işleten Birsen Sağnak ile beraber olmaya başlıyor. Namıdiğer Bayan En Nihayet. Ama olmuyor, Cemal Süreya’nın şefkat beklentisini nihayete erdiremiyor Birsen Hanım da, sonunda arkadaş kalmaya karar veriyorlar.

Bir büyük yaşam alacaklısı

PERİHAN HANIM VE KIZIYLA SÖYLEŞİ MİLLİYET PAZAR’DA

SEVDA SÖZLERİNİN KUYUMCUSU

9 Ocak 1990’da ölüyor Cemal Süreya. 11 Ocak 1990’da Şişli Camii’nden son yolculuğuna uğurlanıyor. Tarihi Kulaksız Mezarlığı’nda Mehmet Amca’sının yanına defnediliyor. Ayçe cenazeye gelmiyor. Memo babasının kitaplarını el arabasıyla geçenlere satıyor. Babasının ölümünden kısa bir süre sonra da bir arkadaşı tarafından vurulup öldürülüyor. Hikâyeyi burada sonlandırıyor Perihan Hanım. Sadece bir paragraf ekliyor. Cemal Süreya’nın defni ve sonrasındaki yürek burkan gelişmelerle ilgili. Bu gelişmeleri hem Güzin Hanım’la hem de Perihan Hanım’la konuştum. Bu söyleşiyi bugünkü Milliyet Pazar ekinde okuyabilirsiniz. Kitap gösteriyor ki çok ağır, çok hüzünlü hep şefkat arayışında geçmiş bir hikâye Cemal Süreya’nınki... O şefkati bulamamış, Perihan Hanım’a göre, oğlu yüzünden ölmüş, kızına hasret kalmış bir abi. Bir büyük şair. Bir büyük yaşam alacaklısı. Bir ince ruh. Şiirleriyle büyüdüğüm, şiirleriyle hayatı, aşkı anlamlandırdığım Cemal Süreya. Sevda sözlerinin kuyumcusu. Ama işte hepsi bu değilmiş. Çok canımı yaktı bu kitap. Okumadan önce bilesiniz.