Başkadır daktilonun sesi... Mürekkepli şeride değdikçe harfler, heyecanlandırır yazıyla çiziyle ilgisi olanı. Tık’lardan mütevellit o çok özel müzik eşliğinde... Aziz Nesin’in ölümünün 100. yılı etkinlikleri çerçevesinde açılan ‘Ömrüne Sığmayan Adam: Aziz Nesin 1915 - 1995’ sergisi için Tophane’deki Tütün Deposu’nun merdivenlerini çıkarken daha, işitiliyor Nesin’in daktilosunun sesi. Romantikliğimden demiyorum bunu; sergi kapsamında bir ses düzeneği kurmuşlar, durmaksızın yazan bir daktilo sesi gelenleri karşılıyor.
İlk katta sağdaki bölme, Nesin’in çalışma odası şeklinde düzenlenmiş. Duvarda fotoğraflar, geniş masanın üstünde, sesini duyduğumuz daktilosu, şaryosuna beyaz kâğıt geçirilmiş, yarısına kadar yazılmış. Masa lambası aydınlatıyor masadaki gözlüğü, kâğıtları, saati, cüzdanı, kalemi... 
Yedi ya da sekiz yaşlarında ilk oyununu, 12 yaşında bir ortaokul öğrencisiyken ilk romanını yazan, yarım asırdan çok daha uzun bir süre yazmaya hiç ara vermeyen büyük bir yazarın yazılı ve görsel arşivi, Işıl Önol’un yaptığı son derece başarılı küratöryal düzenlemeyle karşımızda. Sergide usta yazarı yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Edebiyatını, mizahla ilişkisini, politik duruşunu, yaşadığı iyi günleri, kötüleri, üst üste konduğunda boyunu geçen kitaplarını... 
Nesin Vakfı organize etmiş sergiyi. Vakıf arşivlerini açmış sergi için. Hiç görmediğimiz Aziz Nesin fotoğrafları da var sergide, yabancı dillere çevrilen kitaplarını bir arada görme imkânı da... 2009’da sel suları altında kalan vakıftan kurtarılan piyano da; üzerindeki çamurlarıyla birlikte... El yazması notları da sergide, aldığı ulusal ve uluslararası ödüller de, birbirinden eğlenceli Aziz Nesin karikatürleri de, kendisiyle yapılmış röportaj videoları da... Sivas katliamı sırasında Madımak’ta üzerinde olan, hastanede kesilerek çıkarılan kırmızı siyah çizgili tişörtü de...
Bu serginin imkânları dahilinde, binlerce sayfa doküman arasından seçilmiş çok özel seçkiyle tecrübe ediyoruz ki dolu dolu bir ömür sürmüş Nesin. İyisiyle, kötüsüyle... Ama notlarını alıp tamamlayamadıklarını, yarım kalan yazılarını, oyunlarını, gerçekleştiremediği planlarını düşünürsek bir ömre sığmamış gerçekten de... Üstelik o bunu ta 1966 yılında fark ediyor: “Durmadan gürül gürül konular aklıma geliyor, ben de boyuna not ediyorum. Çok verimli bir yazarım aslında. Olanağım olsa ne çok yapıt vereceğim. Ben bu notlar üzerinde nasıl zaman bulup da çalışacağım? Hiç durmadan 100 yıl çalışsam, yalnız bugüne kadarki notlarımı bitiremem. Yazık! Hepsi kalacak”...
Sergi alanındaki daktilonun sesiyle uğurlanırken bir ‘yazık’ da benden düşüyor yere... Kaldırıp alıyorum. Üzülmek yok... 
Şöyle diyor Aziz Nesin: “Benim olmadığım zamanlarda bu daktilo makinesinin bulunduğu odadan daktilo sesleri duyarsanız, makineye geçirilmiş kâğıtta yazılar görürseniz hiç şaşmayın; makinem, benim yarım bıraktıklarımı, yazamadıklarımı yazıyor demektir”. O daktilo sesleri boşuna değil. Bir de Nesin Vakfı’nın çocukları var tabii... Onu yepyeni ömürlerde yaşatan... 
Aziz Nesin’in daktilosunun ve çocuklarının sesi daim olsun.