Dizilerin sanat ve edebiyata katkısı

Geçen haftanın en ilginç haberlerinden biri de Google’ın 2017 arama trendlerinde ‘pestisit’ adlı tarım ilacının liste başı olmasıydı. Bu ilginin nedeni ‘Ufak Tefek Cinayetler’ adlı dizide jinekolog Oya’nın, sözüm ona arkadaşı Merve’nin gözünü korkutmak için asistanından ‘pestisit’ istemesi. Sahneyi gören dizi izleyicisi Google’a girip daha fazla bilgi almak isteyince, ortaya bu sonuç çıkıyor. Konu önemli. Zira her ne kadar tarım ilacı da olsa pestisit, topraktaki zararlı organizmaları yok ederken sebzelerden metabolizmamıza geçip ağır ağır bizi de zehirliyor.

Bu güncel örnek de gösteriyor ki, dizilerin halkın bilinçlenmesinde büyük rolü var. Öte yandan diziler, kültür sanat buluşmalarına da vesile olabiliyor. Konuyu yine geçen hafta kendi deneyimimle bir kez daha test ettim. Bundan üç yıl önce Doğan Kitap’tan çıkan ikinci romanım ‘Prens Prensesi Sevmedi’, bir buçuk ay önce ‘Siyah Beyaz Aşk’ dizisinde iki sahnede gösterildi. Doktor Aslı’nın zaten okumakta olduğu, polis abisinin de doğum günü hediyesi olarak ona hediye ettiği kitap olarak. Romanın son satış rakamları gelince gözlerime inanamadım çünkü bir buçuk ay içinde neredeyse bir baskıya yakın artmıştı satışı. Bir kitap yayımlandıktan üç yıl sonra böyle büyük bir atılım yapamaz. Diziyi izleyen seyirci kitabı görünce merak edip, internet başına oturmuş ve kitabı sipariş etmiş.

Bundan 11 yıl önce de ‘Binbir Gece’ dizisinde, Nikolay Rimski Korsakov’un senfonik süiti ‘Şehrazad Op35’, dizinin müzikleri arasında kullanılmış ve süitin olduğu CD’nin satışlarında patlama yaşanmıştı.

Bu yılın başında Sabancı Müzesi ‘Feyhaman Duran İki Dünya Arasında’ adlı muazzam bir sergi açtı. Amaç Feyhaman Duran’ı daha fazla sanat izleyicisiyle buluşturmaktı. Başardı da… Bu süreçte sergi, Kıvanç Tatlıtuğ ile Tuba Büyüküstün’ün oynadığı
‘Cesur ve Güzel’in bir sahnesinde gösterildi. Sergiyi dizide gören izleyici, kalkıp SSM’ye gitti. Bölümün yayınlanmasından sonra serginin ziyaretçi sayılarında yüzde 40’a yakın artış yaşandı.

Devamı da gelse keşke… Misal, çok isterim ki, ‘İstanbullu Gelin’deki dört erkek kardeşten en zarif olanı Osman, bir sahnede Gülten Akın’ın “Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” dizelerini okusun, özellikle Akın’ı tanımayan gençler, onun olağanüstü şiir dünyasına girebilsin. Ya da ‘Kalp Atışı’ dizisindeki dahi beyin cerrahı Ali Asaf, artık ancak sahaflarda bulunan ‘Bir Beyin Cerrahının Meslek Yaşamı, Düşünceleri Ve Anıları / Gazi Yaşargil’ kitabını asistanlarına önersin, modern nöroşirurjinin babası Yaşargil’in bir tür hayat bilgisi kitabı da olan bu eserinin yeni baskıları yapılsın.

Velhasıl, dizilerin insanları sanatla, edebiyatla buluşturmada çok önemli bir gücü var. Bir kitabın ya da CD’nin satışını, bir serginin izlenme oranını bu ölçekte etkileyebiliyorsa diziler, senaristlere büyük iş düşüyor. Ellerindeki o çok önemli gücü kullanarak ülkenin sanat edebiyat damarına büyük katkıda bulunabilirler.