Kadın, ‘sıfat’ değil

Askeri yargıç mahkemede sorar Sevgi Soysal’a: “Ne iş yapıyorsun?” Soysal, “Yazarım” diye cevap verir. Yargıç kâtibe döner: “Yaz kızım, ev kadını”. Kadından yazar olmaz diye düşünülen darbe günlerinden bugüne çok şey değişti elbet. Kadından yazar da olur, yönetmen de, yargıç da, CEO da... Artık bu kabulün tartışılacak tarafı yok. Ama ne yazık ki hâlâ pek çok meslekte, o mesleği yapan kadından söz edilirken, ille de ‘bir kadın’ vurgusu yapılmaya devam ediyor. Aslında bir isim olan ‘kadın’, meslekler söz konusu olduğunda sıfat halini alıyor; kadın yazar, kadın yönetmen, kadın ressam... Cinsiyetini bir sıfat olarak taşıyan kadın, çalıştığı alanlarda, sırf bu yüzden pek çok zorlukla karşılaşıyor.

Aynı üniversitede sinema bölümünde master öğrencisi olan Merve Bozcu ve Su Baloğlu da bu hafta vizyona giren “Onun Filmi” adlı belgeselde bu konuya sinema perspektifinden bakıyor. Bozcu ve Baloğlu, belgeselde, Türkiye sinemasındaki yönetmen kadınların ilk filmlerini yapma tecrübelerini anlatıyorlar. Film yapma deneyimlerini, bu süreçte verdikleri mücadeleleri Bilge Olgaç’tan Türkan Şoray’a, Biket İlhan’dan Işıl Özgentürk’e, Yeşim Ustaoğlu’ndan İlksen Başarır’a pek çok film yönetmiş kadınlarla konuşuyorlar.

Nisan Akman, “Dünden Sonra Yarından Önce” filminde eşiyle birlikte çalışmanın zorluklarını anlatıyor. Nisan Akman yönetmen, eşi Eriş Akman prodüktör ve aynı zamanda filmin oyuncularından biri. “Her gün boşanıyor, sonra yine barışıyorduk” diyor Akman: “Ben onu yönetmen olarak, o beni prodüktör olarak, birbirimizi kovmak istiyorduk. Dünyanın en zor işi karı kocanın aynı işte çalışması”.

Işıl Özgentürk “Seni Seviyorum Rosa’nın çekimlerinin üçüncü gününde yönetmen yardımcısının sete Özgentürk’ün bu işi bilmediğini yaydığını anlatıyor. Yönetmen yardımcısını kovup filmi bildiği gibi çekmeye devam ediyor Özgentürk ve ekliyor: “Kararlılık bir yönetmen için çok önemli”.

Zeynep Dadak, film yöneten kadınlardan söz edilirken erkeklerin “Ne yapmak istediklerini gerçekten biliyorlar” şeklindeki yorumuna dikkat çekiyor. İltifat gibi gözüken bu bakış açısının yönetmenin deneme yollarını tıkadığını, ne istediğini bildiğini göstermek için fazla deneme yapmaktan kaçınmayı beraberinde getirdiğini vurguluyor.

Yeşim Ustaoğlu, işin sırrını tek cümleyle açıklıyor: “Tek başıma, kendimle var olan biriyim, onun gücüne sığınıyorum”.

Sevinç Baloğlu’nun yorumu ise kadının sadece yönetmenlikte değil her meslek dalında, cinsiyeti yüzünden karşısına çıkacak engelleri aşmasının formülünü veriyor: “Bu hayatta kimse kimseyi engelleyemez, kendin dışında. Sen istemiyorsan, hiç kimse bir şey yapamaz”.

Aslında bütün mesele bu galiba; kimse kimseyi engelleyemez, kendisi dışında.

Cinsiyetlerimizin mesleklerimize sıfat olarak yerleştirilmesindeki engelleyici ve ‘ötekileştirici’ tavra meydan okumanın yolunun da bu bilgiden geçtiğini düşünüyorum.

Son olarak, Sevgi Soysal kadın yazar değil. Yazar. Kadın da zaten ‘sıfat’ değil.