Kayseri’de bir bibliyofil

Hayattaki en güzel şeyler- den biri de okuduğun kitabı biriyle paylaşmak, onun üzerine sohbet edebilmek. Aynı kitapların sayfalarından geçmiş kitapseverler birbirlerini bulduğunda gözlerinin içi güler. Daha düne kadar bu zevkten yoksundu Afife Küçükbenli. Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran videosunda, Rus edebiyatından Fransız edebiyatına, okuduğu kitaplardan bahsederken, “En büyük sıkıntım, okuduklarımı paylaşacağım kimse olmaması” diyordu. Sosyal medya paylaşımlarından sonra, kitap kulüpleri, yazarlar, eğitimciler, TED Talks, öğrenciler kapısını çalmaya başladı. Artık kitapları konuşabileceği geniş bir çevresi var Afife Hanım’ın. Ne mutlu ki, geçen hafta, o çevreye ben de dâhil oldum.

Salı günü, fotomuhabir arkadaşım Ercan Arslan ile birlikte Afife Küçükbenli’yi, yaşadığı Kayseri’nin Yahyalı ilçesinde ziyaret ettik. Çiftlik evinde. Dağların arasında iki katlı bir ev. Hava mis gibi. Bahçesinde tavuklar, horozlar, kediler... Ahırda, koyunlar, kuzular. İkinci kata çıktık. Tek göz bir oda. İçeride gürül gürül yanan bir soba. Kapının girişindeki sehpanın üzerinde kitaplar. Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”sı, Çehov’un “Köpeğiyle Dolaşan Kadın”ı, Victor Hugo’nun “Sefiller”i, Albert Camus’nün “Veba”sı, Tolstoy’un “Anna Karenina”sı... Diğer kitapları, asıl evinde. Hani şu bardak, fincan konulan büfeleri boşaltıp kitaplık yapmış kendisine. Gözünden bile sakındığı.

Çiçekli şalvarının üstünde vişne çürüğü bir kazak; üzerinde siyah hırka. Mor desenli beyaz tülbentinin çevrelediği yüzünde ilk gördüğüm bir annenin şefkati. Söz kitaplara gelince, ‘iyi bir okur’ sevinci yerleşiyor gözlerine. İnanılmaz bir iştahla bahsediyor onlardan. Bilge bir Anadolu kadını, gerçek bir hanımefendi. Yer sofrasında, kendi üretimi Kayseri sucuğunun tavadaki yağına banarken ekmeklerimizi, laf arasında iki romanım olduğunu söylediğimde gösterdiği heyecanı ömrüm oldukça unutamayacağım. “Hayatımda gördüğüm ilk yazarsınız!” demesini. Hep merak edermiş, yazar nasıl biridir, o karakterleri nasıl oluşturur, hikâye örgüsünü nasıl kurar? Dilim döndüğünce anlattım. Yazar olduğuma bundan daha çok sevindiğim bir an olmamıştı.

Nefis bir Türkçesi var Afife Hanım’ın. Kelime hazinesi geniş. Kitapları sadece konularıyla değil, kavramlar üzerinden de tartışıyor. Satır aralarını okumayı biliyor, bir kitabı dönüp dönüp yeniden okumayı da. Sohbeti edebiyattan çıkıyor yola, hayat bilgisine uzanıyor. 55 yıldır devam eden okuma serüveni zenginleştirmiş, derinleştirmiş hayata bakışını. Gülten Akın’ın ‘incelikli şeyler’ini düşünmeye her zaman vakti olmuş Afife Hanım’ın. O vakti yaratmış. İnsanı seviyor. Hayvanları da. Her birinin bir adı var. Bir gün önce doğan kuzusuna benim adımı veriyor. Kitabi değil konuşması. Son derece akıcı, esprili... Kadın olma bilincini, köyün bütün kızlarının görücü usulüyle evlendiği bir dönemde, aşk evliliği yapmakta direterek oluşturmuş ilk. “Canım” diye hitap ettiği, kendisine “gülüm” diye seslenen eşi Ahmet Bey ile mutlu bir evlilik sürmüşler. Ama çalışmaktan hiç vazgeçmemiş Afife Hanım. Yol arkadaşının eline bakmamış, elinden tutmuş, birlikte çalışıp üç başarılı çocuk yetiştirmişler. Ahmet Bey, kitap okumayı pek sevmiyor. Ama hâlâ ona kitap sevgisi yaşatma isteği var. O kadar ki hayvancılıkla uğraşan Ahmet Bey’e George Orwell’in “Hayvanlar Çiftliği”ni okutuyormuş, sever belki diye. Afife Hanım kitap okurken eşi başka bir odada daha ziyade maç seyrediyormuş. “Evliliklerde yapılan en büyük hata, sürekli bir arada olmaya çalışmak. Herkesin kendi alanı olmalı” diyor: “Bir de öyle her şeyi kafana takmayacaksın, gelir geçer, bak bunu da kitaplardan öğrendim.”

Kitap okuma konusunda Türkiye’nin başına gelen en iyi rol modellerden biri o. Sağlam bir bibliyofil. Pamuklara sarıp sarmalamalıyız Afife Hanım’ı. Bizim de, çocuklarımızın da ondan öğreneceği çok şey var. Hatta bir kütüphaneye adı verilmeli. Afife Küçükbenli Kütüphanesi... Hikâyesi gelecek nesillere aktarılmalı.