Sanatçının yalnızlıkla imtihanı

Eklenme Tarihi16.09.2018 - 1:03-Güncellenme Tarihi16.09.2018 - 1:03
La diva Turca Leyla Gencer’in külleri Boğaz’ın sularına karışalı 10 koca yıl geçti. Ölümünün 10’uncu yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Prof. Yekta Kara’nın küratörlüğünü yaptığı ‘Leyla Gencer: Primadonna ve Yalnızlık’ adlı sergiyle Gencer’i anıyor. Serginin açılışı bu hafta Borusan Müzik Evi’nde yapıldı.

Sanatçının üretim aşamasının başrolünde yalnızlığı vardır. Uzun saatler kendisiyle kaldığı, sessizliğin arkadaşlığında bir yalnızlık... Ki zordur aslında. Hayat akıp giderken, insanlar o akışta yaşamaya devam ederken bir odaya kapanmak. Bazen günlerce kimseyi görmemek, kimseyle konuşmamak bazen yemek yemeyi bile unutmak. Her şeyden önce ciddi bir adanmışlık gerektirir. Yapılan işe duyulan sevgiyle ve saygıyla tarif edilen. Bütün o ortaya çıkan eserlerin, pırıltılı başarıların, alkışların, ödüllerin, dünyaca tanınmış olmaların ardında o adanmışlık ve onun beraberinde getirdiği yalnızlık yatar bir başına.

Leyla Gencer’in 20’nci yüzyılın en önemli opera sanatçılarından biri olmasını sağlayan, üstün yeteneği kadar, onu hayata geçirme sürecinde yaşadığı yalnızlıktı kuşkusuz. O yalnızlıktan beslendi tekniği, kendine has muazzam yorumu, göz kamaştıran oyunculuğu. İşte bu doğurgan yalnızlığa ve onu göze almasını sağlayan adanmışlığına dikkat çekiyor sergi.

Sergi alanına girdiğinizde sol köşede Gencer’in koltuğu yer alıyor. Başucunda bir abajur. Yanı başında bir sehpa. Diğer köşedeki masada kitaplar... Balzac, André Gide, Muhsin Ertuğrul, Nâzım Hikmet, Virginia Woolf, Tolstoy kitapları... Az sonra sehpanın üzerindeki yakın gözlüğünü takıp okumaya başlayacak gibi. Arada ihtimal, yelpazesini alıp sehpadan, küçük bir rüzgâr estirecek yüzüne. Sonra yine okumaya devam edecek. Primadonna’nın okuma yalnızlığı. Usulca çevrilen sayfaların sesiyle bölünen. Koltuğun arkasındaki ekranda Gencer’in biyografisi akıyor.

Koltuğun bulunduğu alanın karşısında Gaveau marka piyanosu. Önünde Verdi’nin bestelediği, Francesco Maria Piave’nin libretto’sunu yazdığı 4 perdelik opera eseri ‘Macbeth’in notaları. Notaların arasında Leyla Gencer’in el yazısıyla alınmış notlar... Ve yine az sonra piyanosunun başına geçecek, kim bilir kaç saat sürecek provalar. Yalnız.

Piyanonun az ilerisinde bir giyinme paravanı... Üzerinden kırmızı, mavi, sarı, kavuniçi, siyah, rengârenk tül şallar sarkıyor. Sahne öncesi son durak. Muhteşem kostümlerinden birini giyip, sergi alanının tam karşısına kurulmuş sahneye çıkacak gibi Leyla Gencer. Sahne önünde afişler, arkadaki ekranda, sanatçının önemli performanslarından örnekler, kendisiyle yapılmış röportajlar, fotoğraflar...

Yerlerde ise sahneye çıktığı opera binalarının görüntülerinin bulunduğu ekranlar. Viyana Devlet Opera Binası, Napoli San Carlo Tiyatrosu, San Fransisco Operası, Londra Kraliyet Akademisi ve elbette La Scala... Onların arasından geçerek dolaşıyorsunuz sergiyi. Niye yerdeler? Yekta Kara’nın deyişiyle, “O kadar büyük bir divaydı ki bütün opera binaları ayaklarının altına serilirdi”.

Leyla Gencer’in kişisel eşyaları kullanılarak, ‘sanatçının yalnızlığı’ temasının vurgulandığı çok özel çok samimi bir sergi bu. 10 Ekim’e kadar açık kalacak. Beyoğlu sonbaharına da çok yakışmış.

Bu arada bir de not düşmek isterim. İKSV, Borusan Sanat ve La Scala Tiyatrosu Akademisi iş birliğinde düzenlenen Leyla Gencer Şan Yarışması’nın dokuzuncusunun finali 28 Eylül Cuma akşamı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda şef Pietro Mianiti yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde gerçekleştirilecek. Dünyanın dört bir yanından gelen operanın yeni yıldızlarını dinleme şansımız olacak. Biletler satışta. Eğer daha önce gitmediyseniz bu deneyimi yaşamanızı çok isterim. Gidecek olanlar gün sayıyor zaten.