Türkçenin kuyum ustası

Eklenme Tarihi14.10.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi13.10.2018 - 22:54
Kelimeleriyle Türkçenin gerdanına değerli taşlardan mücevherler takan yazarlar vardır. O dil ki zaten su gibidir güzelliği, yazarın kalemiyle iyiden iyiye güzelleşir. Okumaya doyamazsınız. Bitmesin diye sayfaları günlere bölersiniz. Ama aklınız kitapta kalır. Tasarımlarını nerede görseniz tanıyacağınız bir tasarımcı gibi, onun yazdıklarını da imzası olmasa bile ayırt edersiniz diğerlerinden. Türkçenin kuyum ustalarıdır. Aslında onlar Türkçenin ta kendisidir.

Selim İleri de o ustalardan biri. Bu yıl İstanbul Kitap Fuarı’nın onur yazarı olan İleri, Everest Yayınları’ndan geçen hafta çıkan ‘Beklenen Sevgili’ ve ‘Kumkuma’ adlı kitaplarıyla 50 yıldır gözünden sakındığı Türkçeye iki kıymetli hediye daha sundu. Elbette biz okurlarına da.

“Beklenen Sevgili” ile geçti bu haftam. İleri, bu romanda bir gözü mazide, bir gözü gelecekte olan bir musahhihin hikâyesini anlatıyor. Roman, musahhihin Şefkati’ye yazdığı mektuplardan oluşuyor. Şefkati kıymetli kardeşi, can yoldaşı, hemderdi, biraderi canberaberi, cancağazı... Aslında roman boyunca “Kim bu Şefkati?” sorusunu sorduğumuz, romanın ortalarına geldiğimizde, esaslı bir şekilde silkelenerek kim olduğunu sezdiğimiz ama romanın sonuna kadar da kimliği hakkında emin olamadığımız hatta var mı yok mu şüphesine düştüğümüz Türk edebiyatının en ilginç karakterlerinden biri. 

Şefkati’ye yazılan bu mektuplarda, hayata gönül koymuş bir musahhihin iç dökmelerine tanık oluyoruz. Mutlu sayılabilecek bir çocukluğun ardından gelen mutsuzluk hikâyelerini incelikli bir üslupla anlatıyor kahramanımız. Bir nevi hayatına tashih yapıyor.  Ailesindekilerin bir bir ölmesiyle yalnız kalmış. Çok istediği halde evlenip çocuk çoluğa kavuşamamış. Aşk hep eşikte tutmuş onu, o kapıdan içeri girip evin sıcağına karışamamış. Yaralı bir adam. Yaralarını sarmak için bildiği tek yol da piyano çalmak. Ve ille de Schumann. En az onun kadar yaralı onun kadar romantik besteci...

İşinde de mutlu olduğu söylenemez. İş arkadaşlarıyla arası iyi değil. Aslında, Şefkati’yi saymazsak yakın bir arkadaşı da yok. Yakınlık kurmakta zorlanıyor. Özgüven sorunu var. Altmış yıllık bir ömrü geride bırakmış ama kendini gerçekleştirdiği de söylenemez. Bu profildeki birinin içindeki kuyuya saldığı kovadan öyle psikolojik tahliller çıkarıyor ki Selim İleri, insanı anlatmadaki ustalığına hayran kalıyoruz bir kere daha.

Hayat bu ya... Günün birinde güzel bir kıza âşık oluyor. Viyoletler verme hayali kurduğu, keman çalan bir kıza. Ama nasıl tutkulu bir aşk ve nasıl hüzünlü... Marquez, ‘Benim Hüzünlü Orospularım’ romanında 90 yaşındaki yaşlı gazetecinin aşkına nasıl ikna ediyorsa bizi, Selim İleri de 60’ındaki musahhihinin delikanlılığına döndüğü bu büyük aşkı inanılır kılıyor. Onun için seviniyoruz. Ama... Ama işte hep bir ‘ama’ var musahhihin hayatında. Umudu hiç elden bırakmayan.

Selim İleri’nin 70 yaşını selamlayan bu roman, onun Türkçe için hazırladığı mücevherlerin aynı ustalıkla devam ettiğini gösteriyor. Bazı yazarların yaşının olmadığını. Kaleminizle bin yaşayın Selim Bey.