Yakışıklı edebiyat

On beş hadi bilemedim on altı yaşlarında olmalıyım. Nişantaşı Kız Lisesi’nde okuyorum. Bütün kızlar onu konuşuyor. Teşvikiye Camii’nin önündeki tezgâhta kitap satan çocuğu. Adı Nejat’mış. Acayip yakışıklıymış. Bir gün servisle caminin önünden geçerken görüyorum onu. Arkasındaki camide cenazeler kaldırılırken, avludan birer ikişer çıkan insanlar hayatın anlamını sorgularken, o hayata anlam arayanların en büyük ilacı olan kitapların arasında duruyor. Ve evet yakışıklı. İnce, uzun, karizmatik... 72’li, benden bir yaş küçük. Cağaloğlu Anadolu lisesi öğrencisi. İhtimal, aile bütçesine katkıda bulunmak derdi yahut onlara yük olmadan harçlığını çıkarmak. Ben o sıralar bizim mahalleden Necip’i seviyorum. Gözüm ondan başkasını görmüyor. Arada sokakta karşılaşıyoruz, arkadaş çevresinde. Birbirimize haberler gönderiyoruz. 30 yıl öncesinden bahsediyorum. Bir pastanede oturup muhallebi yemişliğimiz bile yok. Platonikten hallice, adına ilişki denemeyecek, masumane bir şey. Necip’in kitap okuma seviyesi Teksas Tommiks düzeyinde. Olsun, seviyorum yine de onu ben. Ama Nejat’tan da etkilenmemek mümkün değil. Yakışıklı bir adam ve kitap... O kadar çok yakışıyorlar ki kitapla birbirlerine. Çayla simit gibi. O genç çocuk bütün hayatım boyunca sürecek bu farkındalığın kapısını aralıyor. Birkaç kez okul çıkışı, servise binmeyip tezgâhtan kitap alırken bizzat şahit oluyorum, önümüzden geçen servislerin camlarına yapışmış Nejat’a hayranlıkla bakan kızlara. Öyle oralı filan değil Nejat. Cool. Kitap satıyor, kitap okuyor. Civardaki okulların kızlarının çoğu âşık kendisine.

Gel zaman git zaman okullar bitiyor, meslekler seçiliyor, Nejat, oyuncu Nejat İşler oluyor. Ben gazeteci. Bu kez kızlar televizyon ekranlarına yapışıyor. Hatta bir gün Milliyet binasına geliyor, Milliyet Sanat’a kendisiyle yapacağımız bir söyleşi için. Yıl 2002, ben henüz editörüm. Benim yanıma da uğruyor. Çay söylüyorum. O hâlâ simit kadar yakışıyor çaya. Pek parlak geçmiyor sohbetimiz. Hatta hafif yollu bir azar işitiyorum. Genç tiyatroculara Milliyet Sanat’ta yeterince yer vermediğimiz için. Tam o sırada bir telefon geliyor. Dayım kalp krizi geçirmiş. Panik içindeyim. Nejat kalkıyor. Ertesi gün dayımın ölüm haberi geliyor, sadece 45 yaşında.

Hayat akıp gidiyor. Ben onu dizilerde seyretmeye devam ediyorum. Derken ilk kitabıyla bu kez yazar olarak çıkıyor karşımıza. Zaten çeşitli dergilere yazdığı yazıları takip edenler, kaleminin ustalığının farkındalar. Kitap bu bilgiyi pekiştiriyor.

Bugüne gelirsek... Geçen hafta Mundi Kitap’tan çıkan öykü kitabı “Ben Hep Senin Yanındayım” ile edebiyattaki yerini sağlamlaştırdı Nejat İşler. Bir gecede bitirdim. Son öyküden başlayayım. Fantastik, distopik bir hikâye. Her iki türe de bayılmasam da bir solukta okudum. Zira öyküdeki bilinç akışı olağanüstü. Çok özel bir zihne işaret ediyor. Akıp gidiyor. Her cümlenin altını çiz, sonra o cümlede yatıya kal. Uyu, uyan, düşün; sabahına birlikte kahvaltı et. Türk edebiyatında bu türün ustası Leylâ Erbil’dir. Nejat İşler’in bu öyküsünü okumasını çok isterdim. Bilinç akışının 2019 yılında, sosyal medya çağında, bu kadar ustalıkla, okuru kendine hayran bırakacak denli mükemmel kullanılmasından eminim büyük keyif alırdı.

“Ahmet’in Öyküsü”, ince bir hüzünle epey göz nuru dökülerek işlenmiş. Dikenli tellerle kaplı bir baba-oğul-anne-amca dörtgeni. Ahmet’le annesinin arasındaki ilişkiyi çarpıcı bir psikolojik temele oturtuyor. Babasıyla ilişkisi insanın içine dert olan cinsten. Kötülüğün kodlarını hayli vurucu şekilde takıyor öykünün yakasına. Masumiyet karinesi zarar görmüş çaresiz bir gencin ezilmişliğini, öfkesini, usul usul anlatıyor İşler. Öyle kapkaranlık değil, gençliğin mizahını da katıyor öyküsüne, aşkı da. Aşkı Kafka’ya selam çakarak anlattığı cümle, Sırp sevgilisi Milena’yla ilgili, tek başına minimal bir öykü sayılabilir: “Aklım hâlâ Milena’da. Birazdan ona mektuplar yazacağım”.

“Biz Zavallı Erkekler”, epey eğlenceli bir öykü. İsmiyle müsemma, zavallı erkekleri anlatıyor. Karşısındakinin duygusunu dikkate almayan, ilişkiyi kendi ihtiyaçlarına göre belirleyen, benlik saygısını korumak için narsisitik doyum peşinde koşup kadını hafife alan iki narsisist erkeğin yürek burkan(!) sonunu.

Velhasıl iyi bir yazar Nejat İşler. Yakışıklılığına zeval gelsin istemem, kendisi genç kızlığımın tatlı hatıralarından biri, kitap okuyan erkekleri çok çekici bulduğumun ilk turnusol kâğıdı ama ne yalan söyleyeyim, edebiyatı, kelimeleri, o dupduru Türkçesi, az şekerli hüznü, dile kattığı serserilik ve samimiyet kendisinden daha ‘yakışıklı’. Kızmasın.