Zeki Müren ve hayatın süsleri

Eklenme Tarihi30.11.2014 - 2:30-Güncellenme Tarihi29.11.2014 - 23:58

Yağmurlu, soğuk, şemsiyelerin rüzgârla cebelleştiği bir gündü geçtiğimiz çarşamba. Öğle vaktiydi. İstiklal Caddesi’nde yürüyenlerin yüzünde, kış meraklılarını saymazsak, havanın grisiyle uyumlu üşümüş bakışlar... Ki bunlardan biri de bana aitti. Yapı Kredi Kültür Merkezi’nin kapısından girene kadar... O adımı atıp kapıyı kapadıktan sonrası ise, başka bir mevsime geçmek gibiydi. Merdivenleri çıkarken sol yanımızdaki duvarda plaj fotoğraflarıyla sıcacık bir Zeki Müren karşılaması vardı “İşte Benim Zeki Müren” sergisine hoş geldiniz dercesine, dışarıdaki soğuğa inat... Rüzgârın uğultusunun yerini Zeki Müren’in su gibi akan sesi almıştı. Usul usul okuyordu şarkılarını. O az önce gördüğüm bakışları dışarıda bırakmıştı insanlar. Her birinin yüzlerinde, sevgi, özlem, merak, hayranlık... Biraz da hüzün. Ayrıca öyle üç beş kişi de değillerdi. Sergideki her parçanın önünde, benden öncekinin incelemesini tamamlamasını bekledim. Velhasıl büyük bir ilgi vardı sergiye. Hafta içi öğle vakti bir sergide bu kadar çok izleyici olması sıradan bir durum değil. Zaten Yapı Kredi’den aldığım rakamlar da bunu doğruladı. 18 Kasım’da açılan sergiyi ilk 10 günde 7 bin 163 kişi gezmiş. Muazzam bir rakam! Bu başarıda, serginin popüler kültürün çok sevilen bir figürünü konu ediniyor olması kadar, küratörü Derya Bengi’nin, tasarımı yapan Sadık Karamustafa’nın titiz çalışmalarının payı büyük. Zira oldukça geniş kapsamlı, daha önce benzerine rastlamadığımız bir Zeki Müren sergisi hazırlamışlar. Sadece sergi gibi de değil... Bir tür buluşma... Gözlükleri, elbiseleri, kullandığı radyolar, imzaladığı iş sözleşmeleri, kitapları, plakları, not defterleri, kimlik kartları... Zeki Müren’in evine gelmişiz, az sonra merdivenlerden inip aramıza karışacak gibi... Zeki Müren de bizi görecek gibi...

Serginin en ilginç bölümlerinden biri de sanatçının desenleri. İlk yağlıboyasını ilkokul 5’e giderken yapıyor. Ellerini göğsüne bastırmış, ağlayan, uzun saçlı bir kadın resmi. Adını “Istırap” koyuyor. 1951’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Süsleme Sanatları Bölümü’ne giriyor. Sergideki desenlerini görünce fark ettim ki aslında yaptığı biraz da hayatımızı süslemekmiş Zeki Müren’in. Öyle gelişigüzel takıp takıştırmak değil ama... Çizdiği desenler gibi... Renklerle duyguları eşleştirerek... “Aşkımız Yeşerirken” ismini taşıyor desenlerinden biri. Bir diğeri “Palyaçolar Gülmez ki”... Sonra “Yarıda Kalan Rüya”, “Bayramda İkindi”, “Naz”, “Kar Erken Geldi”, “İhanetin Şimşek Şimşek” . Mutlu mutsuz her duygusunu renklerle, çizgilerle süsleyerek kağıda dökmüş. Seyirciyle iç içe olmak için T sahneyi icat ederken, arkasındaki orkestrayı tek tip giydirirken, o pullu payetli ‘cesur’ elbiselerle sahne alırken, sesini kullanırken, bir deseni ortaya çıkarır gibi, renklerin uyumuna, söylediklerine dikkat eder gibi çalışmış bana kalırsa. Bir süsleme sanatçısı edasıyla, profesyonelliğiyle süslemiş hayatını, hayatımızı... Abartırken bile belli dengeleri gözeterek...

“İşte Benim Zeki Müren” sergisini mutlaka görün. Kış sürüyor. Ama sergiye girer girmez mevsim değişikliğini siz de hissedeceksiniz eminim. Biraz da hüzün olacak yalnız... Gezdikten sonra “Meğer kaybettiğimiz sadece büyük bir ses sanatçısı değilmiş. Biz aslında onunla birlikte birçok rengimizi, süsümüzü kaybetmişiz,” duygusuyla...