2. Abdülhamid Han

Eklenme Tarihi16.02.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi15.02.2018 - 23:53
Kendi zamanında ve vefatından sonra hakkında yalan yanlış, iftira ve doğru şeklinde en çok konuşulan ve yazılıp çizilen şahsiyet Sultan 2. Abdülhamid Han’dır.

İlber Ortaylı’nın yerinde tespitiyle, “İmparatorluğun en uzun asrı”nda yaşamış ve bunun üçte birlik kısmının sorumluluğunu fiilen üstlenen “dünyanın son hükümdarı, son evrensel imparator Sultan 2. Abdülhamid Han’dır” (33 sene).

Liderler ne denli ışıltılı beyinlere sahip olurlarsa olsunlar, onların yüzlerini ak edecek ellerinin altındaki kadrolardır. İstediğiniz kadar güzel kanunlar çıkarın; bunları, gerektiği şekilde uygulayıp, halka uygulatacak bürokrasiden yoksunsanız istenen sonuca ulaşamazsınız.

Bu dönem, yetişmiş insan kalitesi yönünden incelendiğinde, “kaht-ı rical-devlet adamı yoksunluğu” göze çarpar. Halbuki Sultan Abdülhamid Han eğitim üzerine titremiş, bugün bile en köklü eğitim ve öğretim kurumlarımızın temeli onun döneminde atılmıştır.

Ama gelin görün ki Attilâ İlhan’ın ifade ittiği gibi, “Türk aydını Batı’nın manevi ajanıdır ve Türkiye’nin yüzde 10’luk bir hain kontenjanı vardır!” Yine Attilâ İlhan’ın “Hangi Batı?” adlı kitabında Atatürk’ün şu sözü yer alır: “Münevverlerimiz belki bütün cihanı tanır, lakin kendimizi (kendi milletimizi) bilmez.”

Nitekim aydınımızın devşirilip ülkesine nasıl düşman edildiğini bugün de görmüyor muyuz? (FETÖ)

Sultan Abdülhamid Han’ı Atatürk’le çarpıştıranlar ve birini yüceltip diğerini sözde karalayanlar halt ediyorlar! İnsaf ehli, her iki şahsiyeti kendi devirlerinde ve kendi icraatlarıyla değerlendirir. Biri, bir imparatorluk sultanı, diğeri ise, yıkılan mahut imparatorluğun külleri üzerinde kurulan genç Cumhuriyet’in önderi.

Her ikisi de kendi zamanlarında yapıp ettikleriyle emsalsiz şahsiyetlerdir.

Sultan Abdülhamid Han’ı en ziyade karalayanlar ve anlamayanlar, kendi zamanında yaşayanlardır. Örneğin, İttihat Terakki’nin karalamalarına Cumhuriyet dönemi erişememiştir!  

Abdülhamid Han’ın içimizdeki düşmanlarının kinlerinin büyüklüğüne ve basiretsizliklerinin sınırsızlığına ve de doymak bilmeyen hırslarına bakın ki onu alaşağı edip ele geçirdikleri, üç kıta yedi iklimde hüküm süren 600 yıllık imparatorluğu yalnızca on sene içinde (1908-1918) yer ile yeksan ettiler.

İşte o büyük Hakan, içeride bu denli çapsız ve kinleri dinleri olan bir sürü hainle birlikte, dışarıda da bu hainlerin iplerini ellerinde tutan envaiçeşit düşmanla boğuştu.

Şahsi deha ve üstün gayretleriyle yürüttüğü siyaseti yerli ve yabancı siyaset ve devlet adamlarına parmak ısırttırdı. Alman imparatoru Wilhelm siyaseti ondan öğrendiğini söylüyor ve Prens Bismarck tam bir Abdülhamid Han düşmanı olduğu halde, onu asrın en büyük siyasi dehası diye gösteriyordu.

İçimizdeki hainler güruhunun şaşkınlıklarına bakın ki padişahlar içinde en dindarının zamanında “Şeriat isteriz!” diye mitingler yapılıyor ve bu “veli padişah”, “Dini kitapları yaktırıyor!” ithamıyla suçlanıp tahtından zorla indiriliyordu!

O, Beylerbeyi Sarayı’nda göz hapsindeyken, 10 Şubat 1918’de gözlerini yumduğu andan yalnızca 8 ay 20 gün sonra (30 Ekim 1918); İttihat Terakki sergerdelerinin (fitnenin elebaşlarının) elinde bulunan devletin yıkılış fermanı imzalanacaktır.

Herkesin ama herkesin fermanlarının yazılıp defterlerinin dürüleceği gerçek dava Mahkeme-i Kübra’da görülecektir!