Darbe tehdidi devam ediyor!

Üzerinde yaşadığımız Ortadoğu’nun diğer bir adı da darbeler coğrafyasıdır. Vaktiyle bu coğrafyayı şekillendiren mütegallibe (zorba takımı) güçleri, buralardaki ülkelerin yönetimlerinin iplerini sürekli ellerinde bulundurdular. En ufak bir elden kaçırma tehlikesinde de darbe yaptılar.

Bu durumun tipik örneğini kendi ülkemizde görebiliriz: Merhum Adnan Menderes kalkınma hamlelerine girişti. Bunun için de kredi ve teknoloji transferi için dost ve müttefik bildiği ülkelerin kapısını çaldı. Başta ABD olmak üzere tüm dostlar (!) kapıları yüzüne kapadı.

O da bu durum karşısında Sovyetler’e yöneldi. Bu yöneliş ise, 1960 darbesini ve Menderes’in sonunu getirdi.

Keza, Süleyman Demirel’in 1965-70 arası döneminde, yüzde 5 enflasyonla, yüzde 7’lik kalkınma sağlanabilmiştir. Demirel de bu kalkınma hamlesinin bedelini, 1970 Muhtırası ile iktidardan düşürülmeyle ödemiştir.

Daha sonraki kalkınma dönemini merhum Turgut Özal’la (1983-93) yaşadık. Yüksek enflasyonla birlikte, ülke şantiye görünümündeydi. O da şaibeli bir ölümle aramızdan ayrıldı ve Türkiye ‘fetret’ devrine yeniden girdi.

2002 yılına gelindiğinde, ülke, her şeyiyle duvara toslamıştı. Devletin tüm gelirleri borçlarının faizlerini karşılayamıyor; gecelik faizler yüzde 7000’leri zorluyor, enflasyon ise yüzde 150’lerle ifade ediliyordu.

Milletimiz engin sağduyusuyla her ‘fetret devri’nden sonra olduğu gibi, yine şeytanın bacağını kırdı. Bir siyasi partiyi tek başına iktidara getirerek, istikrarı sağladı.

On altı yıllık iktidarı boyunca AK Parti de üst üste muhtıralara ve darbelere maruz kaldı. Önceki iktidarların maruz kaldığı darbe sebeplerine bakınca, AK Parti bunların daniskasını hak etti! Zira onların hepsinin yaptığı kalkınma hamlelerinin onlarca mislini tek başına yaptı.

IMF’nin borcunu keserek, yeni bir stand-by anlaşması imzalamayarak, uluslararası sermayenin emrine girmeyi reddetti.

Dost ve müttefiklerinden tedarik edemediği hava savunma sistemini Rusya’dan alıyor.

Kudüs konusunda dünyayı ayağa kaldırarak, ABD’yi onursuz yalnızlığa itti.

Dolar tahakkümüne boyun eğmemek için, birçok ülkeyle milli paralarla ticarete yöneldi.

ABD’nin kurup geliştirdiği, donatıp eğittiği ve üzerimize saldığı terör örgütleriyle kıyasıya savaşa girişti. Ve bu savaş, henüz bitmiş olmayıp, sonuçları itibarıyla ne getireceği de belli değildir.

Satır başları halinde yalnızca birkaçını zikrettiğimiz bu hususlardan her biri başlı başına darbe sebebidir.

Üzülerek ifade edelim ki FETÖ’nün devlet ve millet hayatımızın kılcallarına değin nüfuz etmesi yüzünden, ülkemizde hâlâ darbe tehdidi ve tehlikesi mevcuttur. Zira bunların hepsi, ölü taklidi (takiye) yaparak içimizde yaşamaktadırlar.

Hâlâ ümitleri var ve hiçbiri pişman olmuş değildir. Siz hiç kendiliğinden savcılığa gidip de itirafçı olan FETÖ’cü gördünüz mü? Yakalandıktan sonra, kendilerini kurtarmak için itirafçı olanlar var sadece.

Asla unutmamalıyız ki yaralı yedi başlı ejderha, sağlamından çok daha tehlikelidir.

Bütün gücümüzle, tüm kurum ve kuruluşlarımızla üzerlerine gidip seferberlik başlatmalıyız.

Acırsak, acınır hale gelmemiz işten bile değildir.