Merhaba!

Sevgili Milliyet okurları merhaba!

Bizim kültürümüzde bilinmeyen beş şeyden biri de; kişinin yarın, ne olacağı keyfiyetidir.

Hele de; yokuşu dik ve zik-zaklı olan Bab-ı alide iseniz, bilinmezliğiniz, meçhule yelken açmış demektir.

Hazret-i Mevlana’nın yanarken ve pişerken yaptığı tespitler, her insan hayatının özetidir: ‘Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim. Ama artık akıllandım, bugün kendimi değiştiriyorum!’

Yine bizim kültürümüzde mekan ve mekin tabirleri vardır ‘şeref-ül mekan bil mekin’; denir. Yani makamların onuru, oraya oturanladır. Ziya Paşa ne güzel söylemiş: ‘ Bed-asla necabet mi verir hiç üniforma; Zer-düz palan vursan eşek yine eşektir.’

Köksüz, kötü asıllıya üniforma soyluluk mu verir; eşeğe altın işlemeli semer vursan da yine eşektir.

Özellikle; işleri dünyaya nizamat vermek olan siyasiler; adaleti gözetmiyor ve yönettikleri toplumlarda huzuru sağlayamıyorlarsa; oturdukları koltuklarda fuzuli şagil konumundadırlar. Bu denli koltuk işgalcilerinin halka verebilecekleri bir şey olmadığı gibi, halktan götürecekleri çok şey vardır!

Hiç bir şey götürmez gözükseler de, hizmet koltuklarını işgal edip, onları avara kasnak misali işlevsiz kılmaları; koltuğa şeref katmak değil koltuktan medet ummaktır.

Halkın zamanını çalmaktır!

Yöneticilerin meşalesi konumundaki biz yazar-çizerlerin de en az onlar kadar sorumluluğumuz vardır. Zira biz yazarlar trafik levhası konumundayız! Doğru yerde doğru işaretle tüm iyilikleri ve güzellikleri gösterebileceğimiz gibi, yanlış yerde yanlış işaretle, facialara sebep ve ortak olabiliriz.

Kişinin niyeti amelinden üstündür; bilinmelidir ki; tenkit ve eleştirilerimiz iyi niyetle ve yapıcılığa matuftur. Kötü niyetle ve yıkıcılıkla işimiz olmadı; bundan böyle de olmayacaktır.

Damdan düşenin halini, damdan düşen bilir. Genel Yayın Yönetmenimiz Mete Belovacıklı arayarak; sorumlu her gazeteci gibi, o da, benden ve tüm yazarlardan kısa yazmamızı istedi.

Aynı sorumluluğu yaşamış biri olarak bilirim ki; sözün kıymetlisi kısa ve özlü olanıdır.

Hz. Mevlana’dan başladık, yine ondan bir deyişle bitirelim:

Sen (siz) böyle güzelken bana söz düşmez. Bakma böyle yazılar yazdığıma, aslında ben ‘oku!’ emrine amade seni (sizi) okuyorum sevgili (okuyucularım).

Tekrar merhaba!