Millet ve zillet!

Eklenme Tarihi07.02.2018 - 0:33-Güncellenme Tarihi07.02.2018 - 0:33
Toplumca müthiş bir kültür erozyonuna uğradık!

Yalan yanlış, aslı astarı olmayan algılar bizi bizden kopardı. Birbirimize ve özellikle de dünümüze, tarihimize ve değerlerimize düşman kesildik. Halbuki devlet-millet hayatında asıl olan şey devamlılıktır. İdari sistemler ve hatta rejimler değişebilir; bu demek değildir ki yeni devletin eskisiyle bir irtibatı yoktur.

Devlet denilen nesne ot değildir ki hüdayinabit olarak yerden fışkırsın! Devleti meydana getiren ana unsur millet olup, onun teşkilatlandırmasıyla meydana gelir. O teşkilat şu veya bu şekilde olabilir; asıl olan millettir ve o da tarihin süzgecinden adeta imbiklenerek gelir.

Tıpkı Rus halkı, Rusya İmparatorluğu (Çarlık Rusya’sı), Sovyetler Birliği ve Rusya Federasyonu’nda olduğu gibi... Burada asıl olan, çeşitli rejimleri ihtiva eden Rusya devletinden ziyade, o devletlere vücut veren Rus halkıdır.

Rus halkını millet yapan ise, onun tarihi ve kültürel değerleridir.

Rus halkı, imparatorluk döneminde de milletti, komünizm döneminde de şimdiki federal sistemde de millettir.

Millet olmayı, sahip olduğu devletlerinin rejimleri veya sistemleriyle kazanmamıştır. Bilakis, millet olarak teşkilatlanırken şu veya bu sistem veya rejimi devlet modeli olarak belirlemiştir.

Bizdeki bir kısım köksüzler ve köklerine düşman olanlar (zira insan bilmediğinin düşmanıdır!) imparatorluk dönemimizdeki milletimizin varlığını inkâr ederler. Millet, bir Cumhuriyet kazanımıdır diyerek kendilerini güldürüyorlar.

Bu gülünç tiplerin sığlıklarına bakın ki kelimeleri yalnızca sözlükteki manasıyla bilirler. Halbuki bir de terim (ıstılah) manası vardır ve üstelik aynı kelime ait olduğu bilim dalında farklı anlamlar ifade eder.

Mesela zalim kelimesi (zulmeden) hukuk ilminde farklı, tefsir ilminde farklı manaya gelir.

Reaya halk demek; sözlükteki anlamı ise sürüdür. Şimdi kalkıp da halka (millete) sürü diyebilir misiniz? İşte o kafa, bilmeden etmeden, utanmadan sıkılmadan bu şekilde söyleyebiliyor. Ne hazindir ki taraftar da buluyor. Mesela hadis-i şerifte: “Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz” buyurulur.

Edebi sanatlardan anlamayan ve yalnızca kelimenin sözlükteki anlamıyla yetinen köksüzler ve köklerine düşman olanlar buradaki çobana kepenekli koyun-sığır bekçisi, sürüye de koyun-sığır topluluğu manası verirler ve daha vahimi olarak, kendi atalarını da ‘reaya/sürü’ diye nitelendirirler.

Hadisin devamında devlet reisinden aile reisine kadar önder (yönetici) olan herkesin, önderi oldukları topluluktan(yönetilenlerden-yönettiklerinden) sorumlu oldukları vurgulanıyor. Teşbihte hata olmaz lakin yapılmak istenen hatadan öte, katmerli cehaletin zillet halidir.

Bizim kültürümüzde millet kavramı çok eskilere, millet-i İbrahim’e dayanır. Millet-i İbrahim mensupları Hanif dininin salikleridir. Yani Tevhit ehli (Bir olan Allah’a iman edenler).

Batılılar, bizdeki köksüzlerden daha bilinçli ki Türk dendiğinde Müslüman anlarlar!

Nitekim bir imparatorluk bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş anlaşmasını belirleyen Lozan’a göre de Türkiye sınırları içinde yaşayan tüm Müslümanlar (Türk, Kürt, Çerkez, Abaza, Gürcü, Arnavut, Boşnak, vb.) asli unsur sayılmış, Yahudi (Musevi) ve Hıristiyanlar (Rumlar) azınlık olarak addedilmiştir.

Millet: kavim (Türk milleti, Alman milleti), topluluk (kâfirler tek bir millettir), sınıf, cins, taife (şoför milleti, kadın milleti), halk (Türk halkı), din (millet-i Resulullah), ümmet (İslam milleti, Yahudi milleti) gibi çeşitli manalara gelmektedir.

Millet mefhumunu, bunlardan yalnızca kavim (dil, din, gelenek, tarih, kültür, ideal ve vatan birliği olan topluluk) manasına indirgeyip, diğerlerini yok saymak, mantıkla ve tarihi gerçeklerle bağdaşmaz.

Ey izan, neredesin?!