Belli ki uluslararası arenada birileri Türkiye’nin sinir uçlarıyla oynuyor. İstiyorlar ki NATO’dan da, AB’den de ayrılalım. Ayrılalım ki Türkiye, cascavlak ortada kalsın ve başta ekonomik ve savunma stratejileri olmak üzere sık boğaz edilip diz çöktürülsün.

Diz çöktürülsün ki özellikle bölgesinde kurgulanmakta olan haritalarda söz sahibi olamasın.

Bu cümleden olarak, düzmece davalar üzerinden çıkarılacak skandal kararlarla Türkiye’nin ve Türk yöneticilerinin üzerine gelinmek istenmektedir. Böylece Türkiye, mahkûm (!) edilip yalnızlaştırılacak ve uluslararası arenada çıkmakta olan sesi kısılacaktır!

Malum, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra müstevlilerin bölgeyi cetvelle çizmelerine yalnızca seyirci kalmıştık. Bize biçtikleri kefeni ise, milletimizin azim ve kararlılığı ve Kurtuluş Savaşı ile yırtmıştık.

Kefeni yırttık ama sağlığımıza tam kavuşamadan, yine aynı güçler tarafından bu kez müşahede (kontrol) altına alındık.

NATO’ya girip, paktın güneydoğu kanadının savunucusu olduk. Bizim sayemizde pakt, Ortadoğu’yu, Kafkaslar’ı SSCB’yi, Balkanlar’ı ve hatta Akdeniz’i kontrol edebildi.

Nimet-külfet dengesi hep aleyhimize işletilmesine rağmen, sesimizi çıkarmadık, çıkaramadık. Çıkardığımızda da cılız kalan sesimizin yankısı olmadı.

Nitekim vaktiyle çizilen ve şimdilerde yeniden çizilmek istenen haritalarda, hak ve hukuk asla söz konusu olmamış, yalnızca üstünlerin (güçlülerin) hukuku cari olmuştur ve olunmak istenmektedir.

Oyunu kurgulayan iki ana oyuncudan birincisi İngiltere, diğeri ise ABD’dir. Başta Almanya olmak üzere diğer birçok devlet tali (ikinci) derecede oyuncudur.

Ne demek istediğimizi İngiliz istihbaratının, diğer oyuncularla ilgili dolaşıma soktuğu ve onlarla Türkiye’yi karşı karşıya getirmek istediği belgelerden anlayabilirsiniz!

Artık Türkiye eski Türkiye değildir; kafasına vurup ağzındaki lokmayı kimse alamaz.

NATO, malum bir güvenlik şemsiyesi. İyi de, ABD’nin güdümündeki NATO’nun düşmanlığından Türkiye’yi kim koruyacak?! Şimdiye kadar böyle bir ihtiyaç yoktu; zira Türkiye onların suyunda gidiyor ve kendisine karşı yapılan düşmanlıklara ses çıkarmıyordu, çıkaramıyordu.

Bundan böyle hem NATO’da kalıp, hem de NATO’nun ve diğer zararlıların zararlarından korunacağız!

Sittin senelik acı tecrübeler, dostu da düşmanı da ve onlarla nasıl münasebet kuracağımızı da bize öğretti.

Biz hep biliyorduk, siz o vakitler neredeydiniz? diyenleri duyar gibiyim.

Görüldüğü üzere, bir; düşman bir değil, elvan elvan... İki; düşmanla dişe diş mücadele etmek gerek, malum o vakitler dişlerimiz sökülmüş idi!

Artık hukuksa hukuk, mahkeme ise mahkeme, siyasetse siyaset, güçse güç!..

Hangi dilden anlayacaklarsa!..