NATO’ya hayır!

NATO, iki kutuplu dünyanın, Sovyet tehdidine karşı kurulan bir askeri pakttı. Sovyetler’in başını çektiği paktın adı ise, Varşova Paktı idi. Eski Varşova Paktı üyeleri olan Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan 1999’da NATO’ya katıldı. Daha sonra, diğer Doğu Avrupa ülkelerinin (Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, Slovakya, Bulgaristan ve Romanya) de katılımıyla NATO üyesi ülke sayısı 26’ya çıktı.

Uluslararası Askeri İttifak olarak bilinen Kuzey Atlantik Paktı, teşkilat dışında kalan ülkelerden gelebilecek saldırılara karşı ortak savunma yapmak amacıyla kurulmuştur.

NATO’nun en önemli özelliği, anlaşma metinlerinde de geçen, üye ülkelerden herhangi birine yapılan saldırının tüm üye ülkelere yapılmış olarak kabul edilmesidir.

Fransa, NATO’nun kurucu üyeleri arasında bulunmasına rağmen, eski Cumhurbaşkanı General Charles de Gaulle, NATO’ya her zaman şüpheyle baktı. Zira bu denli bir askeri yapılanmada, bütün müttefiklerin ABD’nin kontrolüne geçtiğine inandı.

Bu yüzden Fransa’yı 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından ve yapılanmasından çekti. De Gaulle bu kararı alırken NATO’nun genel merkezi ve askeri karargâhları Paris’te bulunuyordu.

Genel merkez ve karargâhlar Brüksel’e taşındı.

Yunanistan da tıpkı Türkiye gibi 1952 yılında NATO’ya girdi. Yunanistan da 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı bahane ederek, NATO’nun askeri kanadından ayrıldı. Yunanistan’ın ayrılmasıyla oluşan boşluğu da Türkiye ile doldurdular.

Yunanistan’ın 1982 yılında, NATO’nun askeri kanadına dönüşünü, Türkiye’deki darbe hükümetine (12 Eylül) kabul ettirdiler. Fransa da 1996’da askeri kanada dönüş yaptı.

NATO, yukarıda zikredilen 5. maddeyi (Bir üyeye yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış olması ve tüm üyelerin birlikte mukabelede bulunmaları) yalnızca, 2001 yıllında, New York’taki İkiz Kuleler’in vurulmasında işletti ve Afganistan’a müttefik ordu gönderildi.

NATO bahane edilerek, müttefik ülkelerin başta askeriye olmak üzere tüm kurum ve kuruluşların kılcallarına değin nüfuz edildiğini Türkiye’de gördük (FETÖ) ve bu uğursuz halle mücadeleyi sürdürüyoruz.

De Gaulle haklı çıktı; NATO’ya ait tüm müttefik ülkeler ABD’nin kontrolündedir.

Sovyetler’in parçalanmasıyla Varşova Paktı da dağıldı; dolayısıyla düşünülen tehdit de ortadan kalktı. Türkiye-Rusya münasebetleri Türkiye-ABD münasebetlerinden çok daha iyi bir noktaya geldi.

Türkiye, teröre karşı 40 yıldır düşük yoğunluklu bir savaş yürütüyor; NATO müttefiklerimiz bize yardım edeceklerine, terör örgütlerine yardım ettiler ve etmeye devam ediyorlar.

‘Gladyo’ yapılandırmalarıyla içeride darbe üstüne darbeye girişiyorlar.

Kendi kontrollerinden çıkmamızı istemiyorlar.

Bu yüzden S-400 almamıza karşılar; bu yüzden savaş halinde olduğumuz terör örgütlerini silahlandırıp üzerimize saldırıyorlar; bu yüzden İsrail’le dost bir Arap NATO’su kurmak için çalışıyorlar; bu yüzden İran, Doğu Akdeniz ve Afrika üzerinden kuşatıyorlar; bu yüzden ekonomimizi baltalıyorlar. Bu yüzden bir terör örgütü deyip savaştığımız FETÖ’yü onlar masum bir dini cemaat olarak algılıyor ve Türkiye’nin üzerlerine gitmesini kınıyorlar.

Bunlar ve bunlar gibi daha nice dayatmalar yüzünden NATO’ya hayır deyip, kurulacak yeni dünyada yerimizi almalıyız.

Sayın Bahçeli’nin işaret ettiği gibi, “Kovboy bilmelidir ki, al atını, yap tımarını diyeceğimiz günler, inanıyorum ki çok uzak değildir!”