Odak noktası millet!

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşı olanlar, gerçekte millete, milli iradeye karşıdırlar. Bu şekilde söyleseler olmaz; o yüzden, eski sistemi demokratik, kuvvetler ayrılığı olan şeklinde yutturmaya çalışıyorlar.

Ayol! Bizdeki parlamenter sistemde davul, başbakanın ve seçilmişlerin boyunlarında, tokmak ise vesayet odaklarının elindeydi. Başbakanı ve bakanları ipte sallandırmak ve ondan sonra gelenleri de mahut odakların elinde maskara yapmak mıdır demokrasi!

Eski sistemdeki MGK toplantı düzenine bakın; ne demek istediğimizi anlarsınız! Çoğunluğunu atanmışların (askerler) oluşturduğu o toplantıya seçilmişler (başbakan ve ilgili bakanlar) adeta sığıntı gibi oturuyordu. Layüsel (başına buyruk) askerler, savcılar gibi sorgulayıp hesap soracak, tek suçları millet tarafından seçilmek olan zevat ise ezikler olarak hesap verecek!

Meclis’in işlevi kalmadı diyenlere bir çift lafımız olacak: Eski sistemde hükümet kanun tasarısı hazırlayıp Meclis’e sevk edebiliyordu. Bakanlar Kurulu (hükümet), Meclis tarafından KHK (kanun kuvvetinde kararname) çıkarma yetkisi verilmesi halinde doğrudan yasama yetkisi de kullanabilmekteydi.

Eski sistemde Meclis, adeta hükümetlerin emrinde iş görüyordu.

KHK’ların, bilahare Meclis’e getirilip görüşülmesi lazımken, Ecevit hükümetlerinin çıkarmış olduğu KHK’ların bile hâlâ Meclis’in raflarında durduğunu belirtmekle yetinelim!

Eski sistemde hükümetler Meclis’e karşı sorumlu tutulmuştu. Hükümeti millet seçtiğine göre, millete karşı sorumlu olması gerekmez mi?

Meclis de, özellikle koalisyon dönemlerinde, ‘güvenoyu’ ve ‘gensoru’ gibi yöntemlerle hükümetlere işten el çektirebiliyordu. Milletin seçtikleri, neden dikenin üzerine otursunlar? Diken üzerine oturan hükümetler hangi köklü icraatları yapabilir?

Bu denli hükümetlerin ömürleri ne ki icraatları ne olsun?! (ortalama 18 ay)

Yine eski sistemde (özellikle 1982 Anayasası’yla birlikte) cumhurbaşkanı yetkilerle donatılmış olmasına karşın, vatana ihanet suçlandırması hariç, sorumsuz kılınmıştı.

Hem yürütmenin içinde ve üstelik amir konumunda ve hem de sorumsuz. Oh! Ne âlâ demokrasi!

Yeni sistemde (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi) ise, cumhurbaşkanı yürütmenin başıdır ve yaptığı icraatlardan sorumludur. Gerçek sorumluluk millete karşıdır; bu yüzden, cumhurbaşkanını millet getirip götürmektedir.

Yeni sistemde hükümetin Meclis’e kanun tasarısı gönderme yetkisi yoktur. Kanun çıkarma, münhasıran Meclis’in işidir.

Cumhurbaşkanı yürütme yetkisine ilişkin KHK çıkarabiliyor ancak Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular ile kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacaktır.

Ayrıca erklere karşılıklı fesih yetkisi verilmiştir. Bu ise devletin kilitlenmesini önleyen çok önemli bir mekanizmadır. Seçimlerin yenilenmesi kararını ister cumhurbaşkanı, ister Meclis tarafından alınsın, her iki karar hem yasama (Meclis) hem de cumhurbaşkanı için geçerli olmakta, ikisinin de görevi beraber sona ermektedir.

Yürütmenin yasamadan tümden ayrıldığı bu sistemde mi kuvvetler ayrılığı yok?