Türkiye’mizin idare edilmesi hususunda yarışan siyasi partiler var; bunların bir kısmı parlamentonun içinde, diğer bir kısmı da parlamentonun dışındadır.
Her siyasi partinin iddiası ve var oluş sebebi, kendilerinin diğerlerinden daha iyi idare edeceği keyfiyetidir. 

Türkiye’de iktidarlar, her ne kadar zaman zaman darbeler marifetiyle el değiştirdiyse de, siyasi partiler için asıl olan ve olması gereken seçimle iş başına gelmektir.
Bunun da yolu yordamı halktan, halkın desteğini almaktan geçiyor. 
Siyasette parti kurmak çok kolaydır; mesele siyasi boşluğu (ihtiyacı) görüp, orayı doldurmaktır. 
Bugün iktidar olmanın yolu yüzde 50’nin üstünde oy almaktan geçiyor. Şu halde bugünün siyasi boşluğu (eksikliği) muhalefettedir.
Meral Akşener’le yapılmak istenen ise, iktidarı zorlamak yerine muhalefeti daha da parçalı hale getirip, iktidardan büsbütün uzaklaştırmak olmuyor mu?
İstediğiniz kadar proje üretin, algı oluşturun, yanar-döner siyasetlerle mumu ancak yatsıya kadar yakabilirsiniz, ondan sonrası karanlıktır. 
Yeni sistemle (yüzde 50) başa oynamayan parti, belli ki kaosa, belirsizliğe, yapmaktan ziyade yıkıcılığa oynuyor! Halk buna pirim vermez!
Toplumdaki siyasetçi algısı düzgün olmayıp, fırıldakçı, yanar-döner, yalancı, ihale takipçisi (menfaatçi) şeklinde bilinir. İşte zor olan, bu denli ön yargıları kırmaktır ki bu ise, atomu parçalamaktan daha zordur.
Bunu da aşmanın tek yolu vardır; o da size, sizin hareketinize ve samimiyetinize duyulan toplumsal ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç 2002’de oluştu ve o boşluğu AK Parti doldurdu. 
Halk tahsilli olmasa da feleğin çemberinden geçmiş olmanın verdiği deneyimlerle çarıklı erkân-ı harptir. Dolayısıyla, feraset sahibidir; muhatabını, hele siyasetçiyi gözünden tanır!
Siyasetçi istediği kadar rol yapsın, halkın suyuna gitsin, halktan gözüksün, halkın değerlerini paylaşsın, kutsallarına saygı göstersin, bütün bunlarda samimi olup olmadığını halk anlar. 
Hem de nasıl anlar biliyor musunuz? Anladığını asla belli etmez; kendisine davranıldığı gibi muhatabına davranır. Muhatabı onu ikna ettiğini zanneder. Yüzüne karşı bir şey söylemez ve hatta onu alkışlar! 
Ama gerçekte ona verdiği notu değiştirmez ve onu büyük bir keyifle sandığa yansıtır.    
İHLAS... İki hece ve beş harf; söylemesi ne kolay değil mi?
Söylemesi ne kadar kolaysa, yaşanması da (ihlaslı olmak)  inanın o kadar zordur!
Hele de siyasetçi için...