Pusuda bekleyenler!

Sevgili Mehmet Soysal’ın 18 Şubat tarihli ‘Rabarba siyaseti’ başlıklı yazısı çok ses getirdi. Bir kısım köşe yazarları bu yazıyı kaynak (mehaz) göstererek, kendi duygu ve düşüncelerini dile getirdi.

İyi de oldu; zira sevgili Soysal, yerinde tespitleriyle Pandora’nın kutusunun kapağını açtı.

Malum, AK Parti’nin kurucu kurmaylarının büyük çoğunluğu, Erbakan’ın siyasi çizgisinden geliyor. Bir farkla ki o da ‘yenilikçilerin’ Milli Görüş gömleğini çıkarttıklarını ilan etmeleriydi.

Kuruluşta, Sayın Erdoğan siyasi yasaklıydı ama hareketin dinamosuydu; her şey onun ve onun gibilerin mağduriyeti etrafında şekilleniyordu.

Dava arkadaşlarının kader birliği kısa zamanda iktidar oldu; o gün bugündür de iktidardalar.

Uzun süreli iktidarları müddetince çetin sınavlardan geçtiler. Hükümetlerine muhtıra verildi; iktidardaki partilerine kapatılma davası açıldı.

Herkesin unuttuğu bir gerçek var; parti, her zaman FETÖ tarafından kuşatma altında tutuldu. Zira ne tür kadro isteniyorsa, bu örgüt tarafından rahatlıkla karşılanabiliyordu.

AK Parti’yi ve ülkemizi bölünüp parçalanmaktan iki şey kurtardı; birincisi, ilk dönem iktidarlarında Cumhurbaşkanlığında Necdet Sezer’in bulunmasıdır. O kişi, kendi kötü niyetiyle yaptı ama sonucu iyi oldu. Onun döneminde hiçbir hâkim, savcı ve üst düzey bürokrat atanamadı.

Atansaydı, ülke tamamen FETÖ’nün kontrolüne girecekti; yani kısmen olan şey tamamen olacaktı ve iş bitecekti!

İkincisi ise, Sayın Erdoğan’ın, onca baskılara rağmen, bürokrasi de gösterdiği hoşgörüyü milletvekili tespitlerinde göstermemesi ve bu konuda inisiyatifi elden bırakmamasıdır.

5-10’la sınırladığı FETÖ’cü milletvekili sayısını 80-100’lere çıkartsaydı, bugün ne tek başına bir iktidardan ve ne de istikrardan söz edebilirdik.

Bunu da Sayın Erdoğan’ın siyasetteki engin deneyimine borçluyuz. Nitekim vaktiyle Erbakan’ın başında bulunduğu Milli Selamet Partisi’ni de aynı zihniyet ortadan ikiye bölmüştü.

Sayın Erdoğan hiçbir fanin gösteremeyeceği özveriyi ‘kardeşim’ dediği Abdullah Gül’e gösterdi ve onu Cumhurbaşkanı yaptı.

Çocukluk yıllarımızdan beri birlikte olduğumuz bu zevatla ilgili şahsi tespitim şudur: İçlerinde lider olabilecek ve kitleleri peşinden sürükleyebilecek tek kişi Sayın Erdoğan’dır. Diğerleri tamamen onun gölgesinde filizlenmiştir.

Mevcut lider ve liderlikleri konuşulanlar arasında zihni berrak olan tek kişi Sayın Erdoğan’dır. Sayın Erdoğan’ın olaylar karşısında tavrı nettir ve onu saklamaz. Diğerleri öyle değildir; ketumdurlar ve kafalarının gerisindekileri kimse bilmez!

Bunlar, davamız dedikleri trenden atladılar. İkbal bulsalardı devam edeceklerdi.

Yeniden ikbal elde etmek için, Sayın Erdoğan’ın düşmesini bekliyorlar. Bunun için, düne kadar düşmanımız dedikleriyle ortak iş tutup, Sayın Erdoğan’a yükleniyorlar.

Mertçe karşısına dikilemiyorlar, pusuda bekliyorlar! Demek ki bu milleti hiç tanımıyorlar; zira bizim milletimiz şahsiyete meftundur. Korkak tilkinin gölgesinde yatmak yerine aslanla boğuşmayı yeğler.

Milleti tanımak isterlerse, 15 Temmuz gecesi, tanklara bedenlerini siper edenlerin filmini bir kez daha izlesinler!

Böylece, Hanya’yı Konya’yı görüp ayaklarını denk alırlar!