Zor süreç

Numan Kurtulmuş Hoca’yla kültür ve turizm hakkında sohbet ederken, ister istemez eskilere daldık.

1946’da başlattığımız demokrasi hayatımızı üç hatta dört evrede değerlendirebiliriz. Sürünme, emekleme, adım atma ve yürüme şeklinde özetleyebileceğimiz maceramıza, koşmayı ekleyemezsek yarım kalırız. Bunu biz değil, demokrasiyle aramızdaki mesafe söylüyor!

Bir kısım aklıevveller, demokrasilerde seçim her şey demek değildir diyerek seçilmişleri hizaya getirmek istiyorlar. Doğru olan bu yaklaşımın bizdeki karşılığı nedir?

Bizde daha düne kadar, seçilmişler atanmışların vesayetinde idi. Şu halde seçimin ne menem şey olup olmadığına bakabilmek için, öncelikle onun bir şey olup olmadığına bakmak lazım!

Topyekûn siyaseti ‘dar alanda paslaşmaya’ mahkûm edip, onu bile on yıllık aralarla kesintiye uğratırsanız.

Başbakan asıp, idam ipini gelecek başbakanlarının gözünün içine sürekli sokarsanız.

Siyaseti ve siyasetçiyi ve hatta onu seçen halkı, sürekli aşağılayarak karalarsanız.

Demokrasi adına, daha çok alçak sürünmeye devam eder, ‘hiç’i hep, ‘hep’i hiç diye tartışıp durursunuz!

Bunca tarihi ve kültürel zenginliğe sahip olmamıza rağmen, bir türlü arzu edilen seviyeye gelemiyoruz.
Evet dünyada, hemen her alanda global savaşlar var, Türkiye de bundan nasibini fazlasıyla alıyor.

İçimizdeki kavgayı bitirmeden dışarıyla nasıl mücadele edebiliriz? Üst üste yaşanan krizlerle ülkemize yeterli sayıda turist gelmiyor. Bu duruma üzüleceğine sevinenlerimiz var; “Türkiye’ye gelecek turistlerin can güvenlikleri tehlikede!” diyen parti liderlerimiz var!

Yürümeye başlayan demokrasimizi el birliğiyle koşturmaya çalışacağımıza, içimizden birileri tekerimize sürekli takoz koyuyor!

Yılan hikâyesine dönen şu Taksim’deki AKM’nin serencamına bir bakın hele! Yıllar boyu havanda su dövdük; birbirimizi hırpaladık; elimize bir şey geçmediği gibi, biz AKM’ye, AKM bize bakıp durduk.

Geçen bunca yıl AKM’yi biraz daha çürüttü, sözde kavgasını verenler ise, ruhen ondan daha fazla çürüdüler!

Var olan üç kuruşluk enerjimizi de bu aymazlıklarımız yüzünden toprağa veriyoruz.

Turizmi merhum Özal’la tanıdık; malum, ondan öncesinde üzerinde döviz bulundurmak bile suçtu! Legal dövizi de sınırlı miktarda olmak koşuluyla ancak Merkez Bankası’ndan alabilirdiniz!

Merhum Özal’la başlayan turizm hamlelerini Sayın Erdoğan devam ettirdi.

Yaşanan bu zor süreçte Sayın Bakan, turizmde iki temel strateji benimsediklerini, bunların da ürün çeşitlendirilmesi ve pazar çeşitliliği olduğunu söyledi. Geleneksel pazarlar korunarak; Çin, Hindistan, Malezya, Endonezya, Japonya (bu beş ülke dünya nüfusunun yarısını oluşturuyor) gibi yeni pazarlara açılım gerçekleştirilirse turizmde hedeflenen 50 milyon turist, asla hayal değil.

Değil ama...