Etkin adamlar göreve!

29 Mart 2013

Uluslararası Olimpiyat Komitesi(IOC) Değerlendirme Komisyonu üyeleri 2020 Olimpiyat Oyunları’nın ev sahipliği için yarışan üç “aday şehiri” denetleme amacıyla Mart ayı başında Japonya-Tokyo’dan başladıkları tura İspanya-Madrid ile devam edip, Türkiye-İstanbul notlamasıyla sona erdirdiler.
Başkanlığını İngiliz Sir Craig Reedie’nin yaptığı 13 kişilik IOC Değerlendirme Komisyonu, 14 ana başlık altında puanladıkları üç kentin adaylık sunumlarını titizlikle seçtikleri belli olan “Hugely-Çok büyük (Tokyo), Greatly-Muazzam (Madrid) ve Excellent-Mükemmel (İstanbul)” başlıklarıyla değerlendirdi ve üç kente de aynı mesafede durmaya özen gösterdi.
Diğer iki kentin denetlenmesini izleme ve son sunum yapma şansını çok iyi kullanan İstanbul, dört dörtlük bir hazırlığın ardından “hükümet destekli” gövde gösterisiyle komisyon üyelerini derinden etkileyerek bu sınavdan yüzakıyla ayrılmayı başardı.
Komisyon üyelerini “mutlu ve mesut” bir şekilde ülkelerine uğurlarken, böylesine başarılı bir sunumun ardından 5. kez aday olduğumuz ve ilk kez böylesine iddialı bir konuma geldiğimiz “olimpiyat ev sahipliği” arzumuzda şans yüzdemizi elbette ciddi şekilde arttırdığımızı söyleyebiliriz.
Ancakkk; dört gün süren denetleme sonrasında komisyon başkanı Sir Craig Reedie’nin “Excellent professional- Mükemmel profesyonellikte” başlıklı İstanbul değerlendirmesinin ardından bir basın mensubunun sorduğu, “Sizin bu raporlarınız karar aşamasında dikkate alınıyor mu?” sorusuna esprili bir şekilde verdiği, “Umarım alınıyordur” cevabındaki gizli gerçek de göz ardı edilmemelidir.



Yazının devamı...

Rüzgâr gibi geçti

12 Mart 2012

Gönül rahatlığıyla, “bundan iyisi can sağlığı” diyebileceğimiz bir şekilde tamamladık Dünya Salon Atletizm Şampiyonası’nı...
“Acaba bu salon yetişir mi?” tedirginliğiyle başlasa da bu dünya sınavındaki yolculuğumuz, ülke olarak yeryüzünde sadece bize has “işbitirici” özelliğimizle yine bir mucizeye imza attık ve dünyayı kendimize hayran bıraktık.
Herşeyden önce ilk kez olmasına karşın ustalık ve yetenek vardı üstlendiğimiz organizasyonda. Dünyaca ünlü konuklara bize yakışacak bir “evsahipliği” yaptık, İstanbul’da unutamayacakları bir üç gün yaşattık. 2020 Olimpiyat adaylığının dünya vitrinindeki ilk provasından “alkışlarla” ayrıldık.
Pistte de “gönlümüze” göre gelişti herşey. Bir gümüş bir bornz iki madalya ile tarihe bir “çentik” atıp, Aslı Çakır Alptekin ve İlham Tanui Özbilen’in zaferiyle mutluluğun en katmerlisini yaşadık.
Hayal kırıklıklarımız da vardı her şampiyonada olduğu gibi. Merve Aydın’ın “kılpayı” kaçırdığı final şansına enaz onun kadar üzüldük. Bir final, hatta kürsü beklediğimiz Karin Melis Mey’in eski formundan çok uzak olmasına, Kemal Koyuncu’nun “tutukluğuna” bir anlam veremedik.
Sporun ruhuna çok uygun, hafızalarda derin izler bırakacak güzel ve bir o kadar anlamlı tablolar vardı şampiyonanın son gününde. Tribünleri dolduran sporseverlerin Erkekler Yüksek Atlama finalinde yarışan Yunanlı atletlere verdiği destek görülmeye değerdi. 2.33’lük derecesiyle dünya şampiyonu olan Dimitrios Chondrokoukis bu coşkulu alkışlarla altın madalyaya ulaşırken, adeta kendi evinde yarışır gibiydi.
Şampiyonaya renk katan ve heyecan yaratan günün bir diger süprizi de dünya ve olimpiyat şampiyonu Rus atlet Yelena Isinbaeva’dan geldi. 4.80’lik ikinci atlayışıyla dünya şampiyonluğunu ilan eden rekortmen yıldız, İstanbul’da “hoş bir seda” bırakabilmek için 5.02 ile dünya rekoru denedi. Üç hakkında da başarılı olamayan Isinbaeva “gönül rekoruyla” çıktı kürsünün zirvesine. Kısacası zaten üç gündü, rüzgar gibi geçip, hoş bir rüya gibi bitti...

Yazının devamı...

Bir çift yürek!

11 Mart 2012

İşte şimdi çok daha farklı bir anlam kazandı bizim için evimizdeki bu Dünya Atletizm Şampiyonası...
Üstlendiğimiz bir dünya sınavından “yüzakıyla” çıkmanın yanı sıra, dünya kürsüsüne bir “çift” yüreği, iki muhteşem sporcuyu çıkarmanın onurunu ve mutluluğunu da yaşıyoruz artık..
Biri “öz” kızımız Aslı Çakır Alptekin, diğeri “taze” vatandaşımız İlham Tanui Özbilen. Türk atletizminin iki yeni yıldızı, gurur ve mutluluğun adı, iki aranan kanı...
Sabırsızlıkla beklediğimiz “çifte finalin” ilk sınavına Aslı Çakır Alptekin çıktı. Kadınlar 1500 finalinde “bir” koştu, “pir” koştu. Kürsü hedefini satranç ustalarını kıskandıracak akıl dolu bir taktikle yarışın ilk metrelerinden itibaren adeta rakiplerinin beynine işledi. Gücünün sınırlarını zorlayarak yarıştan kopmadan son 200 metreye kadar kendisini gizledi. Madalya yolundaki son turda nefes kesen bir depara kalktı ve finiş çizgisini geçtiğinde adını sadece atletizm tarihine değil Türk halkının kalbine de kazımış oldu. Aslı Çakır Alptekin elde ettiği bu üçüncülükle Dünya Salon Şampiyonası’nda madalya kazanan ilk kadın atlet olma onurunu da yaşadı.
Bu zaferin “sarhoşluğu” sürerken bu kez Dünya Şampiyonası için IAAF’tan özel izin alınan Kenya asıllı vatandaşımız İlham Tanui Özbilen çıktı piste. Hırsıyla, temposuyla o da kararlıydı kürsüye çıkmaya. Güçlü rakiplerine kafa tutarak startla birlikte ele geçirdiği liderliği yarışın son anlarına kadar bırakmadı. Son metrelerde Faslı rakibine geçilirken, böylesi büyük bir sınavda kazandığı gümüş madalya ile yeni ülkesine büyük bir mutluluk yaşatmış oldu.
Londra öncesinde yaşanan bu “çifte mutluluk” umutlarımızı yeşertirken, olimpiyat madalyası hedefini de daha bir pekiştirdi ve daha gerçeğe yakın bir çizgiye çekti.

Yazının devamı...

Genç Türkiye’ye yakışmadı!

10 Mart 2012

Organizasyon olarak “taktirlik” bir puan hak eden Dünya Atletizm Şampiyonası, seyirci açısından büyük bir “hayalkırıklığı” ile start aldı. Ne aylar önceden başlatılan tanıtım kampanyaları, ne dünya yıldızlarının yer aldığı bilboardlardaki dev afişler ne de medyanının bir hafta boyunca haber ve röportajlarla geniş yer ayırdığı sayfalar çekebildi sporseverleri Ataköy Spor Salonu’nun tribünlerine.
Cuma gününe denk gelmişti, evet “işgünüydü” ama ilgisizliğin bu kadarı, her fırsatta “genç bir nüfusa” sahip olmakla övünen Türkiye’ye kesinlikle yakışmayan bir tabloydu.
Olimpiyat adaylığı konusunda rekor kırma eşiğine gelmiş, 2020 adaylık dosyasını kısa sürece önce teslim etmiş bir ülke olarak, 180 ülke televizyonunundan canlı olarak yayınlanan bu önemli fırsatı çok daha iyi kullanabilir, “referansın” en fiyakalısıyla mesaj gönderebilirdik.
Neyse, karamsarlığa kapılmadan “bugün ve yarın” telafi ederiz temennisinde bulunup “buruk” başlangıca perde çekelim.
Dünya yıldızlarıyla birlikte piste çıkan Merve Aydın’ın elenmesine karşın kırdığı rekor, Ali Ekber Kayaş’ın yarı final vizesi, “taze vatandaş” İlham Tanui Özbilen’in finale adını yazdırması ve 1500 metrede Aslı Çakır’ın final haberi ilk günün “tadımlık”da olsa mutlu sonuçlarıydı.
Diğerlerinden haberler ise malumunuz... Yüksek atlamanın Türkiye sınırları içinde “parlayan yıldızı” Burcu Ayhan sakatlığı nedeniyle yarıştan çekildi. Hedefini final koşmak olarak belirleyen Kemal Koyuncu 11 atletin koştuğu serisinde 9. olarak elendi, “Ülkemi böylesine büyük bir organizasyonda temsil ettiğim için çok mutluyum” dedi. Halit Kılıç serisinde yarışı son sırada tamamladı.
Dudu Karakaya serisinde 8., genel sıralamada 18. olabildi. Branşında Türkiye rekoru sahibi olan Hüseyin Atıcı, derecesinin oldukça uzağında kaldığı elemeleri 23. sırada tamamlayabildi. Sevim Sinmez “kum havuzuna” ulaşmayı başardığı üç adım atlamada son sırada yer alabildi.

Yazının devamı...

Hayaller ve gerçekler

9 Mart 2012

Sporların anası sayılan atletizm, dünyaca ünlü yıldızlarıyla birlikte üç günlüğüne yeryüzünün en nefes kesen şehirlerinden biri olan İstanbul’a konuk olacak.
Bir şölen havası şeklinde geçecek olan bu üç büyülü günde olimpiyat ve dünya şampiyonu olmuş bir çok rekortmen ismi görme ve izleme şansı yakalayacağız. Belki de kırılacak olası bir dünya rekoruna tanıklık edeceğiz.
Olimpiyat yılı olması nedeniyle Londra’ya hazırlanan dünyaca ünlü bazı isimlerin yokluğuna rağmen 14. Dünya Salon Atletizm Şampiyonası, 172 ülkeli katılım rekoru ve Deagu’da yapılan son şampiyonanın 11 altın madalyalı ismiyle sporseverlere muhteşem bir atletizm şöleni yaşatacak.
Heyecanla ilk startı beklediğimiz bu muhteşem şölende organizasyon becerimizi övünerek gönül rahatlığıyla dosta düşmana gösterirken, “kronikleşmiş” bir acı gerçekle tekrar yüzleşmek zorunda kalacağız.
2020 olimpiyat adaylık dosyasını kısa süre önce teslim eden Türkiye, “güvenilip verilmesi” halinde bu tür sınavlardan “yüzakıyla” çıkabilme becerisinin ne kadar güçlü olduğunu bu şampiyonayla gösterme şansı yakalarken, “elit atlet” yetiştirememe gerçeğiyle bir kez daha yüzleşecek.
Ay-Yıldızlı forma ile piste çıkacak bir tek “öz” atletimizin bile, yarışacağı branşın iddialı isimleri arasında yer alamayacağı ülkemizdeki bu şampiyona artık “laf yerine iş” üretmemiz gerçeğini bir kez daha suratımıza haykıracak.
Avrupa şampiyonluğu ile gönüllere taht kuran, sonrasında ortadan kaybolan Nevin Yanıt da “muhteşem!” Balkan şampiyonluğunun ardından sakatlığını ileri sürerek geri çekilince yine teselliyi devşirme sporcularımızın adalelerini zorlayacak “asil kanda!” arayacağız.

Yazının devamı...