Amerika ve Türkiye

Washington DC
Kıran kırana geçen bir seçim yarışının sonucunda, Obama (50%) kazandı, Romney (48%) kaybetti. Genel oy sonuçlarında, Demokratlar kazandı ve Senato’daki üstünlüklerini korudular. Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’ndeki egemenliklerini sürdürdüler. Seçim sonuçları, beklendiğinden erken duyuruldu; Washington saatiyle, gece yarısında, Romney Obama’yı aradı, tebrik etti. “Obama yeniden kazandı”; beklenen sonuç duyuruldu. Sabaha karşı 01:00’de Romney konuşmasını yaptı. Siyasi hayata veda konuşmasıydı da. 02:00’ye doğru Obama zafer konuşmasını yaptı. 7 Kasım sabahı, tüm gazetelerin ve TV kanallarının, sanki ortaklaşa attıkları başlık, “Siyasi Olarak bölünmüş Bir Ülkede Obama’nın Zaferi”ydi.
Bu nedenle, asıl sorulması gereken soru şu; gerçekten bu bir zafer mi? Seçimlerin sonucunda, tam bir bölünmüşlük çıktı. Cumhuriyetçiler, son iki yıldır sürdürdükleri siyaset anlayışına devam ederlerse, Obama’yı ve siyaseti kilitleyebilirler. Siyasal ve toplumsal kutuplaşma, siyasetin rakibini yok etme hırsına dönüşmesi ve uzlaşma kültürünün yok olması giderek derinleşebilir. Seçim sonuçları, çözüm ve uzlaşma yerine, uzlaşmazlık, muğlaklık ve belirsizlik durumunu daha da güçlendirebilir.
Seçimi kazanan Obama’yı çok zor günler bekliyor. Oy verenlerin %77’si Amerikan ekonomisinin geleceği üzerine çok endişeli. Ekonominin canlanacağının, büyüyeceğinin ve işsizlik oranının daha da düşeceğinin çok zor olacağını düşünüyorlar. Siyasal kutuplaşmayla geleceğe güvensizlik duygusunun iç içe geçtiği Amerika’da, umut yerini umutsuzluğa, değişim yerini endişeye bırakıyor. Kazanırken çok da sevinemeyen bir Obama ile karşı karşıyayız. Obama, dört yıl boyunca, toplumda, beklediğinden daha fazla hayal kırıklığı yarattığını ve kendisini başarısız görenlerin sayısının arttığını gördüğü bir seçimi kazandı. Çok rahat hazmedilecek ya da gözardı edilebilecek bir duygu değil.
Buna karşın, Amerika’yı en iyi izleyenlerden biri olan Ömer Taşpınar’ın vurguladığı gibi, bu seçimlerde Romney, Cumhuriyetçiler ve özellikle de onları bu kadar şahinleştiren Çay Parti kaybetti. Cumhuriyetçilerin kendilerini yenilemesi, tekrardan toplumun güvenini kazanması ve son iki yılda uyguladıkları “uzlaşmaz ve kutuplaştırıcı siyaset anlayışı”ndan vazgeçmeleri gerekiyor. İstanbul Politikalar Merkezi yönetim kurulu üyesi ve Brookings Vakfı Başkan Yardımcısı Kemal Derviş, bundan sonraki dört yılı, Cumhuriyetçilerin, son iki yıl gibi götüremeyeceklerini ve daha uzlaşmacı bir eğilim içinde olabileceklerini söylüyor. Seçimi kaybeden Cumhuriyetçiler, değişebilir ve uzlaşmacı bir siyaset izleyebilirler. Bu, hem Amerika, hem de dünya için yararlı olur.

Türkiye için de iyi oldu
Seçim günü öncesi ve boyunca önemli düşünce kuruluşlarında katıldığım toplantılardan ve konuştuğum insanlardan çıkan ortak görüş, “Obama’nın seçilmesi Türkiye için daha iyi oldu” saptamasıydı. “Romney seçilseydi bile, Türkiye-Amerika ilişkilerinde bir gerilim ya da kriz yaşanmaz” görüşü de seslendirildi. Ama, Romney’nin dış politika vizyonunun muğlaklığı ve içerdiği gri alanlar temelinde, Obama’nın seçilişinin, Amerika için, dünya için olduğu gibi, Türkiye için de yararlı ve önemli olduğunun altını çizmeliyiz.
Ama, “Obama, acaba Ortadoğu’da, Arap Baharı’nda, özellikle Suriye krizinde daha aktif bir dış politika izleyecek mi?” sorusuna yanıtta, iki farklı görüş ortaya çıktığını da vurgulamalıyız. İkinci ve son dönemini geçirecek olan Obama’nın ardında önemli bir miras ve iz bırakmak için, dış politikada, özellikle Ortadoğu’da, daha aktif olacağını söyleyenler olduğu gibi, tam aksi görüşte olanlar, dolayısıyla, Türkiye’nin aktif ve elini taşın altına koyan bir Obama başkanlığı beklememesi gerektiğini söyleyenler de var. İlginç olarak, ilk görüşü savunan Demokratlar ve Cumhuriyetçiler olduğu gibi, aynı durum ikinci görüş için de ortaya çıkıyor. Dış politikada içine kapanan, işsizlik ve ekonomi sorunlarına odaklanan bir Obama mı, yoksa, ekonomiye odaklanırken, aktif ve elini taşın altına koyan bir Obama mı gelecek dört yılda ortaya çıkacak. Bekleyip göreceğiz.
Türkiye’de seçim sonuçlarını iyi değerlendirmeli ve dış politikamızı, dünyayı ve Obamalı Amerika’yı doğru okuyarak yenilemeliyiz.

DİĞER YENİ YAZILAR