Ölüm siyasetin yerini alırsa

Leyla Zana da açlık grevine başladı. Yer olarak da Meclis’i seçti. Hem AK Parti’ye, hem de BDP’ye, çözüm için doğru adresi gösterdi; Meclis. BDP’ye, Meclis’e gelin dedi. AK Parti’ye, Meclis’te siyasetle bu sorunu çözün dedi. Tümüyle katılıyorum.
Keşke Leyla Zana, açlık grevi değil, örneğin oturma grevi gibi başka bir yöntemi seçseydi. Açlık grevinin durdurulması için doğru ve yerinde mesajını açlık grevi yöntemiyle vermeseydi. Ama, Leyla Zana’ya ve onun siyaseti ve Meclis’i işaret eden mesajına kulak vermeliyiz. Çözüm siyasetle olmalı, ölümle, şiddetle değil.
Ama, bugün tam tersi vahim bir durumu yaşıyoruz. PKK ile savaş zaten ölümü her gün hepimize yaşattırıyor. Bu yetmiyormuş gibi, bugün, siyasi aktörler “ölüm” konuşuyorlar. Her cümlede, her çağrıda ölüm var. Açlık grevi, ölüme dönük bir eylem. Açlık grevi yapan kişi kendi bedenini kendisini öldürecek bir silaha dönüştürüyor ve bu yolla eylemini yapıyor. Beden silaha dönüşürken siyasallaşıyor ve bu yolla da talepler dile getiriliyor. Uluslararası Af Örgütü’ne göre açlık grevi bir
“protesto biçimi”.
Bugün, ölüme dönük açlık grevine, siyaset yoluyla değil; aksine, ölüm çağrısı yapılarak yanıt veriliyor. Siyasi alanda, ölümden, öldürmeden konuşuluyor. Ölüm siyaseti rehin alıyor. Ölüm siyasetin yerine geçiyor. Siyasete gerek duyduğumuz bir zamanda ölüm konuşuyor, siyaset susuyor. Açlık grevlerini yönetmek, “yönetememe” durumuna dönüşüyor.

Sorun böyle çözülür mü?
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, “önce ben öleyim” diyor, şimdi de açlık grevine başlıyor. Ölümden konuşuyor.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da, “gerekirse ben öleyim” diyor. Onun da tercihi ölüm, siyaset değil.
BDP milletvekilleri de ölümü seçiyorlar. Açlık grevine başlıyorlar.
Açlık grevine açlık grevi yaparak yanıt verilebilir mi? Açlık grevi sorunu böyle çözülebilir mi?
Sonra, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “idam cezası”nın geri dönmesi olasılığından bahsetmeye başlıyor. İdam cezası noktası, sıklıkla, Başbakan Erdoğan’ın gündemine giriyor. İdam cezası, öldürme yoluyla ceza vermektir. Öldürülme konuşuluyor; ölüme öldürmeyle yanıt veriliyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “idam cezasına dönüşü getirin Meclis’e, hemen imzalayalım” diyor. Meclis, siyaset yoluyla çözümün yeri değil; aksine, idam cezasına, öldürme eylemine dönüş için kullanılmak isteniyor.
BBP Genel Başkanı, daha da ileri giderek, idam cezası için Meclis’e kanun teklifi götürüyor.
CHP Genel Başkanı, “açlık grevleri bitmeli” diyor; ama, CHP tam olarak bu konuda hangi konumda, bilmiyoruz.
Hemen hemen tüm siyasi aktörler, ölümden, öldürmeden konuşuyorlar. Ölümün siyaseti rehin almasına izin veriyorlar.

Siyaset ölüm konuşuyor
Sivil toplum aktörleri, aydınlar, “Lütfen bir şeyler yapın, durdurun bu eylemi” çağrısında bulunuyorlar. Ölümün durdurulması için yapılan siyasi bir çağrı. Siyasi aktörlere siyasete dönmeleri için yapılan bir çağrı.
Sivil toplum siyasetten konuşurken, siyaset ölümden konuşuyor.
Açlık grevleri yoluyla, (a) ana dilde savunma; (b) Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin kalkması ve (c) anadilde eğitim taleplerinde bulunuyor. Anadilde eğitim, zaten, yeni anayasa yapım sürecinde tartışılıyor; bu alanı ilgilendiren, bu alan içinde tartışılan ve anayasa yoluyla çözümlenebilecek bir sorun. Anadilde savunma sorunu, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in çalışmalarıyla çözüm sürecine girdi. O zaman, sadece tek bir sorundan konuşuyoruz; Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması.
Tecridin kalkması çok mu zor? Değil. Tecrit, bir hak ihlali mi? Evet. Tecridin kalkmasını istemek, makul ve karşılanabilir bir talep mi? Bu soruya da yanıt, evet.
O zaman bu eylemin bitmesi, bitirilmesi gerekiyor. Seçmiş olduğu yöntemi, açlık grevi yapmayı hatalı bulduysam da Leyla Zana, erdemli bir tavırla, çözümün yerini ve yöntemini gösteriyor; Meclis ve siyaset.
Çağrı Başbakan’a. CHP de bu çağrıyı güçlü bir biçimde yapmalı. Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit kaldırılmalı. Öcalan ya da avukatları kanunsuzluk yapıyorlarsa, o zaman bunla ilgili hukuki işlem başlatılmalı. Ama, tecrit doğru değil; dahası, hak ihlali de.
Ölüm değil, siyaset tercih edilmeli.
Unutmayalım, ölüm siyasetin bittiği andır.