Fuat Keyman

Fuat Keyman

fkeyman@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

21 Mart 2013; bu tarih, Türkiye siyasi tarihinde “tarihsel bir dönüm noktası” olabilir. Diyarbakır. Nevruz için toplanmış bir milyondan fazla sayıda insan. BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın mektubunu okuyor.
Coşkulu kalabalık dikkatle dinliyor. Tüm Türkiye, dikkatle dinliyoruz.
Yurtdışında da büyük dikkat ve ilgi var.
“Tarihi bir gün” yaşadığımızın hemen farkına varılıyor.
Öcalan, “...’Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun’ noktasına geldik... Silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir” diyor.
Bu sözler, Başbakan Erdoğan’ın son dönemde yaptığı konuşmaları yansıtıyor: “Silah dönemi bitmeli, artık, siyaset dönemi başlamalı.”
BBC, Guardian, Der Spiegel ve New York Times gibi saygın medya kuruluşları, Öcalan’ın mektubunu “tarihi nitelikte kritik açıklamalar” olarak nitelendiriyor.
Ateşkes ilan ediliyor. Silahlar susuyor. PKK sınır dışına çıkıyor. “Yeni bir dönem”in başlayacağı söyleniyor.
Öcalan devam ediyor:
“Saygıdeğer Türkiye halkı;
Zaman ihtilafın, çatışmanın değil, ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır. Çanakkale’de omuz omuza şehit düşen Türkler ve Kürtler... Ortak geleceğimizi de birlikte kurmamız gerek(iyor)... TBMM’nin kuruluşundaki ruh, bugün de yeni dönemi aydınlatmaktadır... Tıpkı yakın tarihte Misak-i Milli çerçevesinde Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Milli Kurtuluş Savaşı’nda (olduğu gibi), genişliği ve kapsayıcılığı (olan bir) ‘Biz’ kavramına (ihtiyacımız var).”
Diğer bir deyişle: Yeni dönem, kapsayıcı ve genişliği olan (diğer kültürel kimlikleri de içerecek şekilde) bir Yeni Biz kavramıyla gelişecek.
Eşit vatandaşlık, tarihdaşlık, dinsel vurgular temelinde hareket eden, yeni bir biz.

Küreselleşme ve ortak gelecek
Yeni dönem ve yeni biz, bölgesel ve küresel değişime dönük, Türkler ve Kürtlerin işbirliğini ve ortak hareketini gerekli kılıyor.
Öcalan, Irak ve özellikle Suriye Kürtlerine, bu işbirliğine katılın mesajını veriyor.
Dış politikada “Ortak Gelecek” vurgusu yapılıyor. Bunun, Türkiye’yi bölgesinde ve küresel dünyada “güçlü” kılacağının altı çiziliyor.
Bu bağlamda da, Öcalan’ın söylediklerinin, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, 15 Mart’ta Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde yaptığı, “Büyük Restorasyon: Kadim’den Küreselleşemeye Yeni Siyaset Anlayışımız” başlıklı önemli konuşmasında söylediklerine benzediğini görüyoruz.
Davutoğlu, “Arap Baharı’nın ve bölgesel ve küresel değişimin Türkiye’de yeni ve büyük bir “restorasyon”u gerekli kılıyor.” Restorasyon, birbirleriyle ilişkili üç ayaktan oluşuyor: (a) Ülke içi restorasyon; yeni bir psikoloji ve zihniyetin ortaya çıkması, (b) Kimlik inşasına dayalı restorasyon; eşit-tarihdaşlık ve vatandaşlık temelli yeni bir ortak dil, ve (c) Dış politikada restorasyon; yeni bir özgürlük-güvenlik denklemi.
Restorasyon: Yeni dönem, Yeni Zihniyet, Yeni kimlik ve Ortak Gelecek için birlikte ve işbirliğinde çalışmak.
Böylece, Türkiye’yi güçlü kılmak; Türklerin, Kürtlerin, hepimizin kazançlı olacağı, Yeni Güvenlik Paradigması’nın yaratılması.
Öcalan, mektubunda, sadece Kürtlere değil, Türkiye’ye de kapsayıcı bir dille konuşuyor.
Türkiye’nin güçlü olmasını amaçlıyor.
Tarihi ve kritik bir metin. Ama; altını çizelim; şüphesiz ki tüm bunlar hala düşünce ve vizyon düzeyinde.
Çözüm süreci zor ve ciddi riskler içeriyor.
İçeride, MHP tepkili. Güçlü muhalefet yapacak.
CHP tam kararını vermiş değil.
Dışarıda, Amerika ve Avrupa’dan hala net bir destek yok.
Ortadoğu’da, bu gelişmeyi istemeyen aktörler var.
İran, İsrail bu sürece nasıl yaklaşacak, göreceğiz.
Dolayısıyla, gerçekçi olmamız, bardağın boş tarafını da görmemiz lazım.
Tarihi bir eşikte olduğumuzu unutmadan, umudu ve iradeyi güçlü kılarak...