Diyarbakır-Bingöl sınırın-daki, Lice’ye bağlı Şenlik köyünün Hambaz mezrası... 

Koyunları otlatması gerektiği için okula gidemeyen 12 yaşındaki Ceylan Önkol, 28 Eylül 2009’da, koyunların peşinde, tahrasıyla çıktığı tepede, bir ağaca verdi sırtını.

Hayvanlar otluyordu ki Ceylan gözlerini dünyaya kapattı.

Kanıtlanamayan bir iddiaya göre uzaktan yapılan bir atışla, kriminal raporlara göre yerdeki mühimmata tahrasıyla vurmasıyla meydana gelen patlama.

Savcı, tehlikeli diye gelmedi olay yerine.

Annesi, biraz önce, “Geldiğinde yesin” diye makarna kaynattığı kızından kalanları topladı, otopsi ve teşhis karakolda yapıldı.

İlk rapor çabuk geldi, “uzaktan bir atış yapılmamıştı.”

Peki, o mühimmatı oraya kim bırakmıştı?

Dosyaya “gizli” damgası vuruldu.

5 yıl geçtikten sonra aileye “daimi arama” yazısı gönderildi.

Yazıda “arama” deniyordu ama hukukçular bilirdi, aslında o yazı arada bir dosyaya belge konularak zaman aşımının beklenmesi demekti.

Faili meçhul kaldı Ceylan’ın dünyaya kapanan kocaman gözleri.

***

Tam 8 yıl sonra, yani birkaç gün önce, aynı kaderi daha 5 yaşındaki Umut Kozay paylaştı.

Ceylan hep 12 yaşında kaldıktan 3 yıl sonra doğan Umut.

2 yaş büyük ağabeyi Erhan’la birlikte oynamaya çıkan Umut, gazeteci İrfan Aktan’ın yazısına göre, çarşıya sadece 100 metre mesafedeki boş alanda kurcaladığı cismin patlamasıyla yaşama veda etti.

Yaşama veda etmenin ne olduğundan habersiz kardeşi ağır yaralı.

Patlayan mühimmat “Operasyonlardan kalmıştır” deniliyor.

Olur böyle şeyler.

İsmini “Umut” koyarsın, o çocuk bir ailenin yaşama dair hangi umudu kaldıysa hepsini alır götürür giderken ama olur böyle şeyler.

***

Peşi sıra, pek havalı, pek cesur, pek doğrucu “şov dünyasının” yaldızlarının tek tek dökülmesini de sağlayan bir haber.

Yönetmenin emriyle alkışlanan cinsten değil.

“Televizyon programına bağlanarak, ‘çocuklar ölmesin’ diyen öğretmen Ayşe Çelik hakkındaki hapis cezası onandı.”

Çocukların öylece ortada kalmasından endişelenen bir öğretmen, “büyük komplonun bir parçası olarak”, “Çocuklar ölmesin” demiş.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 1 yıl 3 aylık hapis cezasını onamış, 11 ay kadar yatması gerekecekmiş.

Ertelemeye de gerek görülmemiş.

Bunu söyleyerek, terör örgütüne, hendeklere, canlı kalkanlara, gencecik çocukların toprağa düşmesine destek verilmiş!

Ayşe öğretmen bunların üzerine bir de 3 aylık hamileymiş, olsun, çocuğu cezaevinde de doğabilirmiş.

Ağır bir karnenin üzerine bir de bu durum “takdir” olarak işlenivermiş.

Ayşe Çelik, daha operasyonlar başlamadan çocukların ölmesinden ürkmüşse, çocuklar gerçekten ölebilen insanlar olduğu içindir.

Ceylan, Uğur, Umut, Koray, Fırat ya da isimleri “her neyse ve ne şekilde ölmüşlerse...”

Ve adalet biraz da empatidir.

Olası tepkilerin azaltılmasına yönelik tedbirler almak değil.

Operasyonları, yaşananları tartışmak bir yanda dursun, hani sürekli tekrarlanan, “90’lar” var ya, en azından o yılların bıraktığı hafıza adına endişeyi anlayabilmektir.

Ve o uyarıların daha sert yapılmasının sebebi de “stüdyodaki gürültüden olacak” sesler duyulmadığı içindir.

Yazarın Diğer Yazıları