Cumartesi, adalet ve istismar

Eklenme Tarihi02.09.2018 - 2:30-Güncellenme Tarihi02.09.2018 - 2:30

Yüzüğün içindeki isim karanlıkta ışıldadı.
Alyansın iç tarafına mutlu günler ve aşk için kazınmış o isim, yol kenarına kazılmış sığ mezardaki üç kişinin kimliğinin teşhisini sağlamıştı.
Parmağındaki alyans sayesinde teşhis edilen kişi Diyarbakır Sağlık Sen Başkanı Necati Aydın’dı.
Eşi ile birlikte misafirliğe gittikleri Mehmet Ay’ın evinde gözaltına alınmışlardı.
Süheyla Aydın ile Hafif Ay gözaltından serbest bırakıldı. 
Bir süre sonra savcılığa çıkartılan eşlerinin de sevk edildikleri mahkeme tarafından serbest bırakıldığı haberi geldi.
Ancak adliyenin önünde beklenen Necati Aydın ile Mehmet Ay o kapıdan hiç çıkamadı.
5 gün sonra Diyarbakır’a 40 km uzaklıktaki sığ mezarda üç erkek cesedi bulundu. 
Bulunan Aydın, Ay ve Ramazan Keskin’di.
Ve nasıl öldürüldüklerine dair yargı süreci elbette sonuç vermedi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, cinayetleri aydınlatmakla pasif kaldığı, iki ayrı arama noktasından geçilerek gidilebilen noktaya cenazelerin nasıl bırakılabildiğini yanıtlamadığı için Türkiye’yi tazminata mahkûm ederken, kendisinden belge sakladığı için de üzüntülerini iletti.

***

1994’te Kulp Sesveren köyünde 6 kişi gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlardan 5’i dönerken Mehdi Akdeniz hiç dönmedi.
Devlet, bölgeye operasyon yapıldığını da 6 kişinin gözaltına alındığını da reddetti.
Dosya AİHM’ye geldi. 
Ancak nasılsa resmi savunmada gözaltı yalanlanırken, arada “unutulan” bir jandarma tutanağında gözaltı listesi açıkça gözüküyordu.
AİHM, Türkiye’ye yeniden gözaltıları sordu.
Tam 5 yıl sonra gözaltılar kabul edilmek zorunda kalındı.
Türkiye, “yaşam hakkı” ve “etkili soruşturma” nedeniyle tazminata mahkûm edildi ve tüm dosyalar gibi sorumlulara rücu edilmeyen tazminatı hepimiz birlikte ödedik. 

***

19 Ekim 1995’te Tosun ailesinin yaşadığı evin önüne bir Beyaz Toros geldi. 
Fehmi Tosun, eli telsizli adamların yanında bahçeye sokuldu. 
Eşi Hanım Tosun cama çıkınca, yere atlayan Fehmi Tosun, “Beni öldürecekler” diye bağırmaya başladı.
Bağırmasıyla arabaya konulması bir oldu. 
Araba uzaklaştı, ama plakayı çevredekiler almıştı.
Buna rağmen araba bulunamadı.
Birkaç ay geçmişti ki bir telefon geldi, sonra birkaç el silah sesi.
Etkisiz soruşturmalardan sonra AİHM’ye başvuruldu.
2003’te, AİHM başvurusuyla ilgili devletten haber geldi.
“Anlaşalım” diyordu devlet aileye.
“Dostane çözümle” davanın kapatılmasına karar verildi.
Devlet, “Kaybolmadan dolayı üzgündü, soruşturmanın eksik yapılmasından dolayı daha üzgün.”
Türkiye, 40 bin euro tazminat ödemeyi gönüllü olarak kabul etti. 
Soruşturma ise hiç bitmedi.
Dünyanın tanıdığı U2 grubu, bir albümünün kapağına “Kaybedilen Fehmi Tosun’u unutmayın” diye yazıp duydu da seslerini, tazminattan sonra bir daha sorma gereği bile duymadı devlet Fehmi Tosun’un akıbetini.

***

AİHM kararlarını şöyle 
bir karıştırın.
Orada, resmi evraklardan okuyacaksınız Cumartesi Anneleri’nin hikâyelerini.
Savaş Buldan’ın, Hasan Ocak’ın, eşlerinin, annelerinin, çocuklarının.
Ve devletin kayıplar için, “Örgüt, aileleri AİHM’ye başvursun diye öldürmüştür” savunmasını yapabildiğini okuyacaksınız.
Yeni değil bu söylem.
Ancak hukuk devleti dediğinizde, varsa bir suç şayet, işlenen suça mahkemelerin orantılı ceza vermesi kastedilen.
Suçlu ilan edilenlerin kaybedilmesi, istediğin kişiye istediğini yapabilmek değil. 
Ve Cumartesi Anneleri tarafından tam 701 haftadır sadece adaletin sağlanması istenilen.