Devlet aklı

Devlet aklıÇatlı’nın 90’larda yönettiği çete, cinayetler sonrasında milyonlarca doları paylaştı. Aldıkları idam ve müebbet hapis cezalarından ise yasa değişikliği ve zaman aşımı sayesinde kurtuldular

Devletlerin gelenekleri vardır, köklerinden ve ezberlerinden hiç kopmayan bir akıl.
O aklın yarattığı kahramanları vardır.
O yüzden kutsallarına sıkı sıkıya yapışan ülkelerde, “kahramanlar” devletin kabzasını okşadığı silahları tutanlardır.
***
“Reis” sinirliydi.
Nicedir ses getirecek eylemlere imza atamıyorlardı.
Ses isteniyordu ve Abdullah Çatlı, mahkeme kayıtlarına göre, “suikasta kurban giden ülkücülerin intikamını almak için kinlendiğinden” ses getirecek bir plan yapmıştı.
8 Ekim 1978 akşamı.
Çatlı’nın gece boyunca içinde beklediği araba tanıdıktı, kimi zaman büyük reis Muhsin Yazıcıoğlu, kimi zaman Çatlı kullanırdı.
8 kişilik ekipte “İdi Amin” yani Haluk Kırcı, asıl “kahramandı”.
Ankara Bahçelievler’deki bir eve baskın yapılacaktı.
O sırada evde, 5 öğrenci Serdar Alten, Hürcan Gürses, Efraim Ezgin, Latif Can ve Osman Nuri Uzunlar televizyonda dizi izliyorlardı.
Kapı çaldı, “son” başladı.
5 genci Kırcı, Ercüment Gedikli, Ünal Osmanağaoğlu, Kürşat Poyraz, Mahmut Korkmaz, Ömer Özcan’dan oluşan ekip rehin aldı. Duran Demirkıran sokağın başında nöbette, Çatlı arabadaydı.
Ekip, öğrencilerin ellerini arkadan bağlayıp, yere yatırdı.
Ve tam o sırada kapı yeniden çaldı.
Arkadaşlarını ziyarete gelen Faruk Erzan ve Salih Gevence’ye kapıyı “İdi Amin” açtı.
Yeni gelenler de rehin alındı.
Bir koşu yeni gelenlerden haberdar edilen Çatlı, eve gelip, eter ve pamukla bütün öğrencileri bayılttı. En son gelen 2 öğrenciyle Eskişehir yoluna çıktı. Kırcı ve Poyraz, gençlerin kafasına kurşunları sıktı.
Bahçelievler’e dönerken, bir polis arabası görünce Çatlı, talimatı verdi: “Elinizi çabuk tutun.”
İş dairede halledilecekti.
Kırcı, atıldı, tel askıyla Uzunlar’ı boğmaya çalıştı. Gücü tükendiğinde yastık kullandı.
Bu yöntemin uzunluğu canını sıktı, arkadaşlarını “Siz çıkın” diye uyardı.
Sıralarını bekleyen gençlerin de kafalarına sıktı.
***
Dava aynı yıl aralık ayında açıldı. Ercüment Gedikli, Ömer Özcan, Duran Demirkıran, İbrahim Çiftçi tutuklu yargılandı. Kırcı yargılama sürerken yakalandı, Mahmut Korkmaz, Bünyamin Adanalı, Kürşat Poyraz, Ünal Osmanağaoğlu ve Abdullah Çatlı’nın isimleri ise firari olarak yazıldı.
Sıkıyönetim Mahkemesi, Kırcı ve Gedikli’yi 7’şer kez idama çarptırdı. Demirkıran ve Özcan ise 27.5 yıl hapis cezası aldı. Askeri Yargıtay bozdu. Kırcı’nın cezası değişmedi, Gedikli’nin cezası bir idama, diğerlerininki 12.5 yıla indi. Firariler dışındaki diğer sanıklar beraat etti.
Sıkıyönetim mahkemeleri kapanınca, dava ağır cezada devam etti. Firari sanıklardan Mahmut Korkmaz ve Bünyamin Adanalı yakalandı. Korkmaz 3.5 yıl yattıktan sonra tahliye edildi ve bir daha bulunamadı. Adanalı ise 7 ay tutuklu kaldıktan sonra beraat etti. Yargıtay beraatı bozduğunda, Adanalı kayıplara karışmıştı.
***
1991’de TMY affı geldi. İdam mahkumlarının cezası 10 yıla indi. 1 kez idama mahkum edilen Gedikli tahliye edildi. Kırcı da ne hikmetse, 7 idamı unutulup tek idammış gibi kapılar açılınca, tahliye edilenler arasına girdi. 1996’da bir kez daha bulunacak, karakoldan “yanlışlıkla” bırakılıverecekti. Adanalı ve Osmanağaoğlu ancak 1999’da yakalandı. Aynı yıl, Haluk Kırcı da ortaya çıktı.
Adanalı ve Osmanağaoğlu da Kırcı gibi 7’şer kez idama mahkum edildi. Ceza 7’şer kez ağırlaştırılmış müebbede çevrildi. Davanın Yargıtay aşaması sürüyordu ki Kırcı, Yargıtay’ın katliamcıların az ceza almasını sağlayan kararından yararlanıp 2004’te tahliye edildi. Kararın yanlış olduğu anlaşıldığında ülkeyi terk etmişti. Bir süre sonra bu kez Ukrayna’da yakalanıp getirilecekti.
Yeni TCK çıkartılırken, kısa süre yürürlükte kalan bir düzenleme sayesinde, cezaları biraz daha indirildi. Kırcı, sonraki yasal düzenlemelerden de yararlanıp 2010’da cezasını bitirdi.
***
Mahmut Korkmaz ve Kürşat Poyraz hiçbir zaman bulunamadı.
Abdullah Çatlı ise Susurluk’ta ortaya çıkmış, aslında hiçbir zaman kayıp olmadığı anlaşılmıştı. 90’ların karanlığını da yaratan kahramanlardan Çatlı cinayetlerinden dolayı yargılanmadı.
Adanalı, TBMM’nin “Solcular örgüt indirimleri sayesinde hep çıktı, sağcılar örgüt sayılmadığından kaldı” denilerek çıkartılan yasayla 2012’de çıktı cezaevinden.
Osmanağaoğlu, suikasta kurban giden Kemal Türkler davasınının da sanığıydı. Türkler’in kızı teşhis etti. Zamanaşımına girince, bu davadan da 2010’da sıyrılıverdi. 2012’de artık içeride değildi.
Birkaç gün önce yaşamını kaybetti, tabutuna örtülen bayrak ve alkışlarla gönderildi.
***
Çatlı’nın 90’larda yönettiği çetenin işlediği cinayetlerle ilgili davanın duruşması yapıldı cuma günü.
Tapeler ortaya çıkmış, “kahramanlıkların” bedelinin çok da ucuz olmadığı anlaşılmıştı.
Her cinayetten sonra milyonlarca dolar paylaşılmıştı. Duruşma bitti, tek itirafçı da bırakıldı, bütün sanıklar “Duruşmalara da gelmeyebilirsiniz” diye evlerine yollandı.
Mağdurların yakınları bir kez daha aslında ezbere bildikleri olan bitenden dolayı şaşkındı.
Oysa hafızasını ve alışkanlıklarını yitirmiyordu hiçbir zaman devlet aklı.