Günler, yaşadı- ğımız olayların daha dumanı tüterken bir yenisini yaşadığımızdan olacak, zalim bir hızla geçiyor.

Muhtemel ki herkes için aynı hızda değil.

Mücadele ettikleri örgüte yardımla suçlanan cezaevindeki gazeteciler, şeffaflık peşinde koşarken ajanlıkla suçlanan sivil toplum örgütü aktivistleri için için her saat, birkaç saat anlamına geliyor muhtemel.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın anneleri için her gün, birkaç dakika.

Anlamlar da zaman gibi değişken.

Sahaya giren taraftarlarının yarattığı şiddeti meşrulaştırmak isteyen Konyaspor örneğin, düşünüp taşınıp, açlık grevini sürdüren Gülmen ve Özakça için yapılan, “Ölmesinler” çağrısını tüm şiddete gerekçe gösterebiliyor.

Pankartta “Eylemleri haklı” denilmiyor, “Herkes aynı eylemi yapsın” denilmiyor, herhangi bir önermede ya da hükümde bulunulmuyor.

Sadece hükümetin de daha geçen hafta paylaştığı, “Ölmesinler” dileğini paylaşıyor pankart ama nasılsa tahrik ediyor.

Üstelik insanlar bir de peşinen terörist ilan ediliyor.

Açıklama, şiddetin meşruiyetini toplumsal algıdan sağlamak istiyor ama maç öncesi palalarla fotoğraf çektiren taraftarlarını daha maç başlamadan neyin “tahrik” ettiğini açıklamıyor.

Ya da “tahrik” kelimesinin nasıl da uyarlanabilir olduğunu.

Bir başka örnek; Şemdinli’deki işkence iddiaları.

Valilik, bu iddiayı bir biçimde savunanın örgüt propagandası yapmış olabileceğini söyleyebiliyor.

Bu açıklamanın düzeltilmesi için emniyetten yapılan, “Soruşturma açıldı, müfettiş görevlendirildi” açıklamasında ise daha soruşturmaya başlanılmadığı unutulmuş olacak ki, “İddialar asılsızdır” deniliyor.

Birileri hakikati eğip bükerek, zamanın değişkenliğinden bile garip kılıyor anlamları.

***

Bütün bunların bir örneği de Büyükada tutuklamaları.

Malum, insan hakları savunucularının rutin eğitim toplantısından büyük bir kaos planı çıkartıldı.

Mahkemenin tutuklama kararında iması yok ama tutuklanan hak savunucuları ajan ilan edildi.

Artık gündemde ne varsa, Büyükada’daki büyük kaos planına bağlanarak, “Direkten döndük” deniliyor.

Oysa tane tane her şey açıklanabiliyor.

Şüpheli konumundaki hak savunucularına yöneltilen sorulardan biri Uluslararası Af Örgütü’nün, “Nuriye Gülmen-Semih Özakça kampanyası.”

Hâlâ devam eden, duyuruları dört yanda yapılan, “Ölmesinler” çağrısı.

İnsanların “ölmemesini” dilemek, bunun için ses verilmesini istemek nasıl bir suçtur bilinmez ama Af Örgütü için bu tip kampanyalar yeni değil.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın okuduğu şiir nedeniyle hapse mahkûm edildiği dönemde Uluslararası Af Örgütü’nün düzenlediği kampanya biliniyor.

Kampanyalar bu örneklerle de sınırlı değil.

Türkiye gibi bir ülke için hiç değil.

***

Af Örgütü, 1961’de kurulmuş ve hızla dünya genelinde örgütlenmiş.

Türkiye’ye yönelik ilk kampanya kimin için dersiniz?

İlk kampanya, 1963’te 27 Mayıs mağduru, cezaevindeki Celal Bayar için yapılıyor.

Af Örgütü’nün aktivistleri, Bristol, Manchester ve Oxford üniversitelerinin de yardımıyla Bayar’a 61. doğum gününde bir kutlama mesajı göndermiş.

Bayar da her bir aktivist grubuna ayrı ayrı teşekkür mektuplarıyla geri dönüş yapmış. Mektubunda şu ifadelere yer veriyor:

“Doğum günümde bana göndermiş olduğunuz nazik mektubunuza çok mütehassis oldum. Size ve Uluslararası Af Örgütü’nün tüm onurlu üyelerine bana gösterdiğiniz alaka ve asil çalışmalarınızla ulaşmaya gayret ettiğiniz insani amaçlardan dolayı teşekkürlerimi ve samimi saygılarımı sunarım.”

Bayar’la ilgili çağrılar, cezaevinden çıkana kadar sürüyor.

Aynı tarihte, Af Örgütü Perihan Çambel için de “özgürlük” kampanyası düzenlemiş.

Çambel, 2014’te yaşamını yitiren arkeolog Halet Çambel ile Ulus ve Cumhuriyet gibi gazetelerde makaleler yazan gazeteci Leyla Çambel’in kız kardeşi.

Talat Aydemir’e savunmasında yardımcı olduğu için tutuklanıyor.

Af Örgütü, Çambel için de özgürlük çağrısı yapıyor.

1964’te düzenlenen bir başka kampanyanın kahramanı Aziz Nesin.

Babeuf’ün “Devrim Yazıları”nı savunduğu için cezaevine girmiş.

1971’de kampanya bu kez Mümtaz Soysal için düzenleniyor.

SBF dekanıyken tutuklanan Soysal, 1977’de Nobel Ödül Töreni’nde bir konuşma da yapıyor.

Soysal’ın ardından 1972’de de eşi, yazar Sevgi Soysal tutuklanıyor.

Af Örgütü bu kez Sevgi Soysal için çağrı yapıyor.

Bir romanındaki ifadelerden dolayı müstehcenlikten yargılanan Soysal, bir trafik kazası sırasında polise mukavemetten de soruşturuluyor.

Kısa tutukluluktan sonra TRT’deki işinden kovuluyor tutuklandığı gerekçesiyle.

Sonrasında evinde yasak kitap bulundurduğu için sorgulanıyor, isyana teşvikle suçlanıyor.

1973’te çağrının adı Behice Boran.

Türkiye İşçi Partisi’nin 15 yıl hapse mahkûm edilen genel başkanı.

Çağrı listesinin değişmeyen isimlerinden biri İsmail Beşikçi.

Af Örgütü, 1971, 1979, 1980 ve 1982 yıllarında 4 kez özgürlük çağrısı yapmış Beşikçi için.

1990’a gelindiğinde özgürlüğü için çağrı yapılan bu kez Doğu Perinçek.

1994’te cezaevine konulan DEP’li vekiller Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak.

1996’da barış için imza veren Şanar Yurdatapan.

1997’de Eşber Yağmurdereli.

1999’da Akın Birdal.

Af Örgütü, bütün bunların, “kaos planı” anlamına gelmediğini anlatmak için şimdi bir kampanya başlatacak.

***

Tutuklanan hak savunucularının kimi bu kampanyaların parçası, kimi farklı kurumlarda başka hak ve özgürlük çabasına katkı sunmak isteyen isimler.

Kimi kadınların, kimi çocukların, kimi doğanın hakkını koruyor.

Ve özgürlük, yaşam, adalet çağrılarından kaos planları çıkartmaksa niyet, işe 1963’ten, Celal Bayar’dan başlamak gerekiyor.

Yazarın Diğer Yazıları