ER KALI’YI SUÇLAMAK

Türkiye’de istenilen gösterilir, istenilen gizlenir... Utku Kalı’nın hikâyesi de kurban seçilip suçlanmışsa da “suçluysa” da bir demokratikleşememe hikâyesidir.Reyhanlı saldırısının belgesini sızdırmaktı devlete göre eylemi... O yüzden gelip geçerken yüzüne bağıran herkese göre “vatan hainiydi”, “şerefsizdi”...

O bombalar patlamadan birkaç saniye önce; Reyhanlı’da çocuğunun okuluna gitmeyi tasarlıyordu belki birileri, birileri akşam ne pişireceğini.
Bazıları ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyordu, bazıları kart borcunu nasıl ödeyeceğini.
2013 Mayıs’ının 11’inde, saat 13.37 ve 13.40’ta ardı ardına patlayan bombalarla öleceğini bilmeden insanlar düşünüyordu.
Er Utku Kalı ise o bombalardan kilometrelerce uzakta, alacağı tezkereyi.
Bilen bilir, askerde “gizli” damgaları yazıcı erlerin elindedir. İstediği belgenin üzerine vuruverir.
Sivilde, memurun.
Türkiye’de istenilen gösterilir, istenilen gizlenir.
Utku Kalı’nın hikâyesi de kurban seçilip suçlanmışsa da “suçluysa” da bir demokratikleşememe hikâyesidir.
Utku, 26 yaşında daha.
Balıkesir’de Elektronik Haberleşme okudu İstanbul’da bir şirkette işe girdi okuldan sonra. Sonra askere gitmeye karar verdi. Hatay Serinyol’da yaptı acemiliğini. Şoför olarak eğitildi ama Amasya’da cezaevini korumakla yetkili karakolda görevlendirildi.
Buralarda ancak “sicili temiz” olanlar görevlendirilirdi, devlet o zamanlar Utku’ya hiç sinirli değildi.
Şimdiden 6 ay geçivermişti.

Yaşama düşen bomba
Reyhanlı’da bombalar patladığında, Utku Kalı şafak sayıyordu aynı rutinde.
Bir zaman sonra hacker grubu RedHack saldırı olacağının önceden bilindiğini gösteren jandarma kaynaklı belgeleri yayınladığında bilmiyordu olup bitecekleri.
Ceren Kalı’ya gelen bir telefonla anlaşıldı, o bombanın sadece ölen ve yaralananların yaşamını değiştirmediği.
Utku’ydu telefondaki ve Sivas’a sorgulanmak üzere getirildiğini söylemekteydi, Sivas’tan öncesini ise çok sonra söyleyebilecekti.
Yani boğazını sıkan sahibi belirsiz eli, yani duvara kendisini vuran sahibi belirsiz kuvveti.
Devlete göre elbette hiç yapılmamış olan ancak Utku’nun bedeninde iz bırakan faili meçhul fiili işkenceyi.
Kayıtlardan çok önce başlamış, gizlenen gözaltı süresini.
Zaten yapılmış olan bir saldırının belgesini sızdırmaktı devlete göre eylemi, o yüzden gelip geçerken yüzüne bağıran herkese göre “vatan hainiydi”, “şerefsizdi”. Utku ise ısrarla anlatıyordu, bunlardan habersizdi. Durmadan soruyordu; “Ne belgesi?”

39 saatlik sır perdesi
Saatlerce süren yolculuk, günlerce sürüyor gibiydi.
Bakanların açıklamaları, bombalar, silahlar, ölenler, yaralananlar ve bütün bir devleti zaten patlamış bir bombayla ilgili belgeyi açıklayarak tehlikeye düşürdüğü iddia edilen Utku Kalı. Ablası Sivas’a ulaştığında birkaç kağıttan ibaret, lehe delil toplanmamış dosyaya baktı.
Diğer er serbest kalırken Utku tutuklandı.
El konulduktan sonra 39 saat boyunca delil poşetine bile konulmamış ve gelen bilirkişilerce bile açılamayan bir telefon ve 3 sayfa kâğıt.
O telefon ancak kriminal laboratuvarında günler sonra açıldığında belgelerin fotoğraflarının içinden çıkması en büyük şok olacaktı.
Peki telefon daha önce niye Sivas’a gelen bilirkişilerce tam 9 saat açılamamıştı?
“Uzmanlara” göre çalıntıydı ancak telefon da hattı da resmen Utku’nun ablası Ceren Kalı üzerine kayıtlıydı.
39 saatlik sır hiçbir zaman aydınlatılamadı.

Çıplak arama işkencesi
Utku’nun cezaevi günleri böyle başladı.
Bir ziyaret sırasında, Utku, Milliyet’teki “çıplak aramanın işkence olduğunu” anlatan haberi gösterdi ısrarla.
Utku’nun çıplak arandığı böyle anlaşıldı. Her ziyaretten sonra, her avukat görüşünden sonra, Utku, götürüldüğü telefon görüşme odalarında çırılçıplaktı. Ve elbette ne zaman bunlar söylense yalanlanacaktı.
Utku, “Bir an geliyor, o bir anda en dibe düşüyorum” diye anlatıyordu yaşadıklarını.
Doktora gittiğinde, elleri kelepçeli, doktor odasında 4 jandarma. Cezaevine döndüğünde, Utku’yu Reyhanlı saldırısının faili olduğunu sanan ya da böyle bilgi verilmiş bazı mahkumların saldırıları. Bir seferinde doktorun yazdığı ilaca bile müdahale edilen bir muayeneden dönerken cezaevine Utku isyan ediverdi.
Askeri savcılığa göre artık aydınların katili 301. maddenin failiydi.

‘İntihara meyilli’ raporu
Cumhuriyet Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı’na sevk edildi. “İntihara meyilli, hastaneye yatması gerekir” denildi. Utku, 30 gün daha “intihara meyilli” halde kaldı tutuldu cezaevinde. Ailenin ısrarıyla, dondurucu ve şartların kötü olduğunu açıkladıkları için taburcu edildikleri Erzurum, yeniden verilen rapordan sonra sadece bir hafta kalabildiği Erenköy ve GATA. Yazılan dilekçelerin “kaygı düzeyi yüksek, dilekçe yazması, abartması normal” diye yorumlandığı, ilk andan “inanmama” teşhisiyle Utku’nun karşılandığı İstanbul GATA’daki 600 mg’a çıkan antidepresanların etkisiyle uykuda geçen günler.
9 ay tedavisi gerekirken, hastanede farelerin cirit attığı açıklandığı için 2 hafta sonra yeniden taburcu.
Ablası ise tesadüfen, hastaneye gitmek isteyen bir vekilden öğrenmişti kardeşinin apar topar taburcu edileceğini. Güçlükle yetişebildi kardeşine. Kısa süre önce Acil Müdahale Mangası’nın müdahale ettiği hastanede bu kez kardeşini masalara, dolaplara sarılmış, “Ablam gelmeden gitmem” derken buldu Ceren Kalı. Ve Utku yeniden gitti Sivas’taki cezaevine.
GATA’dan “abartıyor” denilen, tek imzalı, diğer doktorların sonra imza atacağının yazdığı bir rapor tutuşturuldu ellerine. Sivas’ta ise hala intihara meyilliydi heyete göre.

Önceden hazır tutanak
Tam da o günlerde, Utku’nun duruşması yapıldı Samsun’da. Samsun’da yapıldı çünkü Utku, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında bir suç işlemişti devlet nezdinde. GATA mahkemeye diğer istenilen raporları göndermemişti. Tam bunlar okunurken ekranda önceden hazırlanmış tutukluluk halinin devamına tutanağı beliriverdi.
Utku’nun duruşması yapılacak yarın.
Patlamış bir bombanın etrafa saçtıklarını derleyip toplayıp bir cezaevi dolabına sıkıştırmak isteyen devlet ile askerliğini yapıp yeniden ailesine koşmak isteyen bir er arasındaki hikâyede bir durak daha geçilecek.
Utku o durakta çıkmak istiyor kapatıldığı cezaevlerinden, suçsuz olduğunu haykırıyor.
Bir ülkenin olan biteni bilme hakkını savunanlar da suçlama doğru olsa bile ortada bir suç olmadığından Utku’nun yolculuğunun mutlulukla bitirilmesi gerektiğine inanıyor.
Ellerinde “gizli” damgası belgelere basıp, o belgeleri yıllarca raflarda tutanlardan, daha fazlasını bekliyor insanlar.
Örneğin bombaların patlamamasını.
İstenilen sadece biraz açık sözlülük ve haykırıyorlar aylardır:
#freedomforutku #utkukalıyaozgurluk