Eskişehir’den Cebeci’ye yargının iki yüzü

Eklenme Tarihi15.04.2018 - 1:08-Güncellenme Tarihi15.04.2018 - 1:08
Bir ülkedeki yargı sistemini anlamak için, yasaların olaylara ve kişilere göre eğilip bükülmediğine, nasıl uygulandığına bakmak gerekir.

Bir görüşe mensup insanlar her koşulda korunup kollanıyor, karşıt görüştekiler ise binde birini yapmadan yargılanıyorsa orada adaletten söz etmek de mümkün değildir.

***

Mülkiye, yani Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin ruhu, burayı sevin ya da sevmeyin, devletin ve muhalefetin damarlarında dolaşır.

İşte o Mülkiye’nin 80 yıldır gelenekselleşen, yakınlarına kadro yolu açılması iddiaları dışında hemen her şeyi soruşturan Ankara Üniversitesi yönetimince yasaklanan İnek Bayramı’nı biliyorsunuz.

Üniversite yönetiminin, İnek Bayramı’ndaki teatral, basit temsildeki imam rolünü oynayan öğrenci hakkında tam 22 ay sonra soruşturma açtığı da biliniyor.

Avukat Ceren Şimşek, üniversite yönetimi hakkında, “Suçsa 22 ay niye beklediniz, değilse niye suç uydurdunuz?” diyerek suç duyurusunda bulundu ama mesele bununla sınırlı değil.

Öğreniyoruz ki Ankara Başsavcılığı da öğrenci hakkında İnek Bayramı’ndan 17 ay sonra dava açmış.

İddianamede suç aynen şöyle tarif ediliyor:

“İmam kıyafeti giyerek, dans eder şekilde ve gayrıciddi olarak Euzubillahimine Şeytanı Racim, Bismillahirahhaminirrahim” şeklinde söylemde bulunarak, halkın bir kesiminin benimsediği İslam dinine ait değerleri alenen aşağılamak.”

Türkiye’de en çok gülünen filmlerde, oyunlarda yüzlerce kez imam taklitleri yapıldı.

Cebeci’de yapılan da bunların basit bir benzeri.

Rahatsızlık duyan da olabilir ama yargının ve üniversitenin rahatsız olması aynı şey değildir.

                                                               ***

Yargıyı harekete geçiren, BİMER aracılığıyla yapılan 4 ayrı ihbar.

Van’dan yapılan ihbarda, “Ekran görüntüsünü gönderdiğim mesele hakkında soruşturma yapmanızı devleti aliyemden rica ediyorum” deniliyor.

Van Başsavcılığı soruşturma açıyor, dosyayı Ankara’ya gönderiyor.

İhbarın ekinde temsille ilgili “naif” ve hiç soruşturulmayan Twitter paylaşımlarının görüntüsü de var:

“Domuz soylu, kanı, tohumu, sütü, mayası bozuk piçler...”

“Yunan, Ermeni artıkları..”

***

Ankara’daki hassasiyetten çıkıp Eskişehir’e baktığımızda ise manzara bambaşka.

Son derece ciddiye alınan ihbarlarıyla bir sürü hayatı kararttıktan sonra dört akademisyeni öldüren Volkan Bayar’ın dosyası gösteriyor ki öznelerin kimliği ve kavramlar değişince yargı da değişiyor.

İsyan noktasına gelen akademisyenlerin Bayar’la ilgili işlem yapılmayan suç duyurularından birinde şöyle deniliyor:

“Daha 9 yaşında olduğu dönemde, bazı hocaların FETÖ evlerinde kaldığını söylüyor ve siz itibar ediyorsunuz...”

Tehditle ilgili suç duyurularının sayısı yüksek.

Birinde Bayar’ın, cinayetlerden çok önce, “Kafamın tasını attırmasınlar her şey 24 kurşuna bakar” diye koridorda herkesi tehdit ettiği yazıyor.

Birinde, dekan vekilinin korkudan makam odasına ikinci kapı yaptırdığı belirtiliyor.

Birinde bir akademisyenin, “Gelirse camdan atlarım” dediği.

İşlem yapılmadığını ve doğan sonucu biliyoruz.

Ve elbette sadece belli hassasiyetleri gözeten yargının geldiği noktayı da.