Hassasiyet, halkı tahrik, ajanlık, vs.

Eklenme Tarihi20.05.2018 - 1:25-Güncellenme Tarihi20.05.2018 - 1:25

Dışarıdan bakanların bir çırpıda anlamasının imkânsız olduğu, iki farklı tarihte çıkan haberlerin karşılaştırılması durumunda ise asla anlaşılamayacak gariplikte bir memleket.

Yaşayanların büyük bölümünün, çabucak uyum sağlama hali, olan biteni bir çırpıda normalleştirebilmesi, sanki hiçbir zaman hiç olmamış gibi davranma kabiliyeti ise muazzam.

Buna karşılık, yargıya göre, özellikle belli görüşü taşıyanlar hassastır ve yaptırım gerektirir bu tek yönlü hassasiyet.

***

Öyle uzağa gitmeye gerek yok.

Özellikle, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” başlığını taşıyan TCK 216. madde odaklı küçük bir yargı turu, çözüyor bilmeceyi.

Soma’da maden faciasında arkadaşlarını, kardeşlerini, babalarını, meslektaşlarını kaybedenlerin hassasiyet hakkı yok misal.

Bir kamu görevlisinin, yerdeki madenciyi tekmelediğinde, “kin ve düşmanlığa tahrik” bir yana, darp suçundan dahi idari-cezai soruşturma geçirmemesi, yargıya göre kimsede bir etki yaratmıyor.

Ve nasıl bir dengeyse, oyuncu Barış Atay, “görüntülendiğine duyulan pişmanlıktan kaynaklı, yıllar sonra edilen özrün” yeterli olmadığını anımsattığında bir anda 216. madde anımsanıyor.

Tekme atanın değil, Atay’ın evi basılıyor.

Gözaltında geçirdiği saatler mesele yapılmıyor da kendisine ne kadar öfke duyan varsa hepsi birden neden tutuklanmadığını sorguluyor.

2007’den bu yana, durmaksızın kimin hayatının bittiğini, kimin medeni ölü olacağını, kimin gün yüzü göremeyeceğini liste liste verenlerin yanında, bir tane “yargılanacaksın” mesajı, “hassasiyet” yaratıyor.

Bir başka “hassasiyet”, gazetecilere yönelik.

Gazeteciler Sibel Hürtaş ve Hayri Demir’in de aralarında bulunduğu 10 kişi hakkında açılan davanın iddianamesine göre aktardıkları haberleri içeren Twitter mesajları, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ediyor. İstenen ceza 10.5 yıl.

Birkaç ay öncesine giderseniz, modacı Barbaros Şansal’dan Tabipler Birliği’ne, bin yıldır tekrarı yapılan İnek Bayramı’ndaki müsamereden bildiri dağıtan öğrencilere kadar gidiyor, “makbul” sayılmayanların sıralandığı liste.

Bir başka ülkede, görüşleri topluma hakim görüşlerle örtüşmeyen ve dezavantajlı konumdaki grupları korumak için çıkarılan madde, zaten sesi gür, yaptığı ettiği sorgulanmayan, işlediği suçlar, “Bizim çocuklar” diye hoş görülenleri “korumak” adına kullanılıyor.

Muhalefet partilerinin stantlarına saldıranlara, apronda lince izin verenlere, hemen her gün Ermenilere, Kürtlere, Alevilere ağız dolusu hakaret edenlere hiç uğramıyor 216. madde.

***

Yıllardır bu ülkenin sivil toplum örgütlerinde çalışanların ajan ilan edilmeleri, gazetecilerin, doktorların, yazarların, akademisyenlerin her biri için, “terör” yaftasının yapıştırılıp, bu “çok tehlikeli” bulunan insanların soyut iddianamelerle çıktıkları ilk duruşmada tahliye edilip, karıncayı incitmeden yaşamlarını sürdürmeleri bile yetmiyor gözaltıyla, cezaeviyle gözdağı uygulamasından vazgeçilmesine.

Ve diğer yandan Osman Kavala, yüzlerce benzeri gibi 6 aydır neden tutuklu olduğunu bilmediğini cezaevinden mektupla bildiriyor zarifçe.

Öyle darbe, paralel devlet, ajanlık, vs. gibi faaliyetlerin yakınından geçmemesine rağmen, her dönem, ihtiyaç halinde suçlu ilan edilenler elbette şaşırmıyor.

Biliyorlar ki projeksiyon içlerinden kime çevrilirse bir süreliğine o “suçlu” oluyor.