İşkencenin dayanılmaz hafifliği

Anayasa Mahke-mesi, “çok parlak” geçirdiği 2017’yi, aynı “ışıltıda” bir kararla kapattı!

Yüksek Mahkeme’ye göre, 12 Eylül’de işkenceye uğrayan, yakınları dayakla ya da idamla öldürülen, hayatı elinden çalınan ve darbecilerle, emrindekileri koruyan anayasa maddesi nedeniyle yıllarca hesap soramayan darbe mağdurları, “hak aramak için pasif bir tutum sergiledikleri, gerekli özeni göstermedikleri için” dosyaları zaman aşımına girdi.

---

Alaz ve Türküler Erdost’un babaları, Gül Erdost’un eşi, Muzaffer Erdost’un kardeşi İlhan Erdost, Mamak Cezaevi’nde dövüle dövüle öldürüldü.

Muzaffer Erdost, şöyle anlatıyordu gözünün önünde öldürülen kardeşini:

“İlhan’ın evindeki Engels’in, ‘Doğanın Diyalektiği’ kitabı nedeniyle bizi tutukladılar. Mamak’ta arabada ve indikten sonra dövdüler bizi. İlhan, ‘Küçük kızımı uyandırmadan geldim, bizi dövdürmeyin’ dedi. Dövdüler. İlhan kapaklandı yere. Su bile vermediler. Üzeri çıplak, bir yatağa yatırdılar. Öyle yatırıldığı battaniyede götürdüler kardeşimi... Emri veren astsubayın olan biteni göremeyeceğini belirttiler. İhmalden 6 ay ceza aldı. Ertelendi o ceza da.”

---

2010’a kadar Anayasa’nın geçici 15. maddesindeki, “koruma” nedeniyle yüzlerce mağdurun işkence başvurusu sonuçsuz kaldı.

2010’daki referandumla, madde kalktı, darbecilerin ve işkencecilerin yargılanacağı müjdelendi.

Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, müebbet aldıkları dosyaları ölene kadar rafta bekletilerek kurtarıldı davadan.

“Zaman aşımına tabi değil” diyerek soruşturma başlatan savcılıklar, “30 yıllık zaman aşımı geçti, koruma sağlayan madde zaman aşımını durdurmaz” diyerek kapattı dosyaları.

Alaz Erdost ve avukatı Sertaç Ekinci, önce itiraz etti karara sonra Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Birinci Komisyon, 11 Aralık’ta karara bağladı bu başvuruyu ve mağdurları suçlayarak şöyle dedi:

---

“...Anayasa Mahkemesi, benzer bir başvuruda Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kamu görevlilerine işledikleri kişisel suçlar bakımından koruma sağlamadığına karar vermiştir. 12 Eylül ile ilgili idari ve yargısal makamlarca değerlendirme yapılmamasının temelinde olayların üzerinden 30 yılı aşkın bir zaman geçmiş olmasının yer aldığı anlaşılmaktadır... Hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. İhlal iddialarının öncelikle ve süresinde ileri sürülmesi, kanıtların zamanında makamlara sunulması, başvurunun takibi için gerekli özenin gösterilmiş olması gerekir... Bilgi ve belgelerden başvurucunun olayın meydana geldiği tarihten davanın zamanaşımına uğradığı tarihe kadar geçen dönemde pasif bir tutum sergilediği, başka bir deyişle 30 yıllık süre zarfında ölüm olayının aydınlatılması ve faillerinin belirlenmesi mümkün olan bir dönemde kanuni engel bulunmamasına rağmen resmi makamlar önüne taşımadığı görülmektedir... 30 yılı aşkın süreden sonra zaman aşımı nedeniyle araştırma yapılmamasından devletin sorumlu tutulması mümkün değildir.”

AİHM, tek yol artık, başvuru reddedildi.

Mamak’tan bugünlere, “bacak kırmaya” kadar uzanıyor işkencenin, yanına kalan “kahramanların” ve cezasızlığın hikâyesi.