Makul şüphe ve mekap

Eklenme Tarihi15.02.2015 - 2:30-Güncellenme Tarihi15.02.2015 - 0:03

Yılmaz ve Mehmet, o gün, yani Nisan 17'sinde 99'un, maç izledikleri kahveden çıktılar. Büfeden sigara alıp, okulun arka tarafından evlerine geçeceklerdi ki önlerini kesmemesi için sürekli dua ettikleri akrep aracı geldi. İki genç, okul duvarının dibindeydi.
Akrepten inenleri bekliyorlardı ki ateş edildi. Liseli Yılmaz hemen orada can verdi. Yeğeni üzerine düşen Mehmet, ayağında merminin sıcaklığı, kaçmaya yeltendi. Kaçamayacağının bile farkında değildi, merminin sıcaklığını bu kez sırtında hissetti...

Mekapların en makul şüpheli olduğu coğrafyada, gecenin bir yarısında, mekapların sahibi olmadığı anlaşılan "kişiler" geziniyordu iki genç cesedin yanında.
Bingöl'de 2 Şubat'ta yapılan duruşmada o kişilerin neden gezdiklerini şöyle anlattı tanık:
“Yerlikaya köyünde teröristlerle girilen çatışma sonrasında bir kısım silah ve bombalar ele geçirilmişti. Daha sonra gerektiğinde gayri resmi kullanılmak üzere Bingöl Özel Harekât Şube Müdürlüğü deposuna konuldu. Bir kısmı da Jandarma'ya teslim edildi. Olay tarihinde iki vatandaşın terörist sanılarak öldürülmesi sonrasında çatışma süsü verilmek üzere bahsettiğim depodan bir adet keleş diye tabir edilen silah ile iki adet Rus yapımı el bombası alınarak, olay mahalline bırakıldı. İki sivil şahıs evlerine giderken, terörist sanılarak öldürüldü. Ağır silahlar da kullanılmış. Bu silah, ölen sivillerden birinin yanına bırakıldı. Bırakılmadan önce bu silahla ateş edildi. Terör süsü vermek için. Olay yerinde mekap ayakkabılarıyla dolaştılar."

Ödenmeyen borç
Daha önce de anlatılmıştı hikâyeleri Bingöl'deki amca ve yeğenin.
Eliveren ailesinin en gençleri.
Eliveren ailesini Bingöl'de herkes bilirdi.
Esnaftılar ve devletle de gayet içli dışlıydılar.
Kente gelen bütün askerlerin ve polislerin ahbabıydılar.
Ve özel harekâttan bazı polisler, aileyle özellikle yakındılar.
Bir gün, aileden biri, özel harekâtçının birine borç verdi.
Hepi topu 800 dolar.
Eli rahata çıktığında, maaşını aldığında ya da primini, borç ödenecek, gereği yapılacaktı.
Ama öyle olmadı.
Zaman geçti, mevsimler bittiğinde borç ödenmedi.
Bir gün yine öyle dükkânda otururlarken, eli sıkışan alacaklı borçtan bahsetti.
Utana sıkıla, ödeyebilirse şimdi ödemesinin iyi olacağını söyledi.
Ancak özel harekâtçı M.A.'ya göre o borç bitmişti.
Hem nasıl olurdu da kendisine başkalarının yanında borçtan bahsedilirdi.
Çıkıştı.
Ancak ilçeye hakim aile, biri çıkıştığında öyle sözünü geri alacak ailelerden değildi.
Tartıştılar.
Ve o tartışmanın sonu hiç iyi bitmeyecekti.
Tartışma büyüdükçe, ipler gerildi. Aralarından su sızmayan arkadaşlar birbirine girdi. Özel harekâtçı, o gün o dükkândan yediği yumruklar ve "Göreceksiniz!" sözleriyle gitti.

Okulun arka duvarı
Yılmaz, daha 17'sinde lise öğrencisiydi.
Ailesinin yaşadığı tartışmayı da biliyordu da aklı daha çok hayallerindeydi. Amcası Mehmet, hepi topu 2 yaş büyük büyüktü kendisinden.
Arkadaş olmuştu, amca ve yeğen.
Yılmaz ve Mehmet, o gün, yani Nisan 17'sinde 99'un, maç izledikleri kahveden çıktılar.
Büfeden sigara alıp, okulun arka tarafından evlerine geçeceklerdi ki orada yaşayanların gördüklerinde asla şaşırıp ürkmedikleri, ancak önlerini kesmemesi için sürekli dua ettikleri akrep aracı geldi.
İki genç, okul duvarının dibindeydi. Akrepten inenleri bekliyorlardı ki ateş edildi.
Liseli Yılmaz hemen orada can verdi.
Yeğeni üzerine düşen Mehmet, ayağında merminin sıcaklığı, kaçmaya yeltendi.
Kaçamayacağının bile farkında değildi, merminin sıcaklığını bu kez sırtında hissetti.
Sıkılan kurşunlardan sonra kesilen sesler, 15 dakika sonra geniş arazilerin yanı başındaki mezarlık tarafından geldi.
Bu kez daha yoğun, adeta çatışma sesiydi.
Sabah olduğunda Eliveren ailesinin eline bir tutanak verildi.
"Amca ve yeğen teröristti. Üzerlerinde bomba ve kalaşnikof vardı ve diğer 78 PKK'lıyla birlikte askere-polise karşı çatışmaya girmişlerdi."
Dosya kapandı, aile Bursa'ya göç etti.
Zaman geçti, hava değişti, o eski görevliler Genç'ten gitti. Aile yeniden savcılığa bir suç duyurusu iletti.
O sırada, o zamana kadar susan bir tanık, elinde belgeler çıkageldi.
14 yıl sonra anlattı olan bitenleri.
Sonra geçtiğimiz günlerde yeniden anlattı duruşmada.
O gün, emniyetin mahzeninde daha önceden ele geçirilen kalaşnikoflar yerlerinden çıkarılmış, yeni çatışmaya girilmiş gibi yıpratılmıştı.
O gün, bir bekçi ayarlanıp 155 aratılmış, mezarlık tarafından teröristlerin seslerinin geldiğini ihbar etmişti.
O gün, doktorlar önceden ayarlanmış, çatışmadan sonra güya bazı yaralılar tedavi edilmişti.
Savcı, belgeleri inceledi.
Yaralı olduğunu söyleyen polis rapor almamış, teröristleri imha edenler taltif istememişti.
İlçede kime sorsalar biliyordu amca ve yeğeni.
Konu komşular 14 yıl önce görmüştü aslında o sırrı, okulun duvarındaki.
Tanık anlattı.
17 yaşındaki Yılmaz'ı, 19 yaşındaki Mehmet'i.
Mehmet'in ayağının koptuğunu, Yılmaz'ın oracıkta hemen can verdiğini.
Mezarlığa taşındıklarını.
Örgütün bayrağının itinayla yerleştirildiğini.

'Bari kravatı çıkarsaydınız'
O günkü savcının gelip de bayrağı kaldırdığında Yılmaz'ın üzerinden, görünce lacivert kravatı, "Bari kravatı çıkarsaydınız" dediğini.
Mekaplarla dolaşıldığını, önceden ele geçirilmiş silahlarla çevreye ateş edildiğini.
5 özel harekâtçı, cinayet suçlamasına, açık kanıtlara rağmen hâlâ tutuksuz yargılanıyor.
Peki, neredeler mi?
Biri bir ilin emniyet müdür yardımcısı, biri başka kentin emniyet amiri.
Diğerleri de görevlerini yapmanın huzurlarıyla dinleniyorlar şimdi.
Eliveren ailesi mi?
Adalete güveniyorlar hâlâ, haykırıyorlar:
"Bir gün mutlaka ama mutlaka". Ama ne olursa olsun değişmiyor kural.
Cinayetle yargılananlar meşru, öldürülenler hâlâ makul şüpheli.