Sen suçlayamazsın, ben suçlarım!

Eklenme Tarihi29.04.2018 - 0:24-Güncellenme Tarihi29.04.2018 - 0:24
Çağla yeşili gözleriyle, avukat olacağını, kendine ait bir tabletinin olmasını hayal ettiğini anlatan Veysel Atılgan’ın hep 8 yaşında kalmasının üzerinden 3 yıl geçti. 10 Ekim 2015’te, babasını güç bela barış mitingine gelmeye ikna eden, kapının önünde kendisini öpmek isteyen annesine, büyük büyük, “Öpmene gerek yok, sen bir gül yeter” diyen Veysel.

Herkes işini gereği gibi yapsa, yani iki canlı bombanın sınırdan geçmeleri önlense, yüzlerce kilometre yolu üzerlerindeki bombalarla rahat rahat geçip gelmelerine engel olunsa, istihbaratlarla ilgili önlem alınsa Veysel Atılgan, babası İbrahim Atılgan ile birlikte Ankara Garı’nın önüne gelecek, Sıhhiye Meydanı’na kadar yürüyecek, güz sıcağından bunalacak, yorgun argın evine dönüp annesinin kocaman gülüşüne kavuşabilecekti.

Veysel ile babası bombalarla katledildi, diğer 101 insan gibi.

Geriye ölümlerin acıları, yüzlerce yaralı, “kokteyl terör” gibi garip bir kavram, gülümsemelerle dolu basın toplantısı, soruşturulmayanlar ve Veysel’in, “Benim için ne yaptınız?” dercesine, insanın gözlerinin içine bakan gözleri kaldı.

***

Anımsanacaktır; İçişleri müfettişleri, 10 Ekim katliamı öncesindeki istihbarat yazılarında, canlı bomba saldırısı olabileceği uyarısının yer aldığını saptadı.

Müfettiş raporunda, emniyet personelinin Diyarbakır ve Suruç saldırıları anımsatılarak, canlı bomba saldırısına karşı kendilerini korumaları için uyarıldığı ancak istihbaratların halka yönelik  önlem alacak ilgili birimlere iletilmediği belirtildi ve soruşturma açılması istendi.

Ancak soruşturma izni verilmedi, savcılık da dosyayı kapattı.

                                                               ***

İçişleri Bakanlığı, olayda yaşamını yitiren Gökmen Dalmaç’ın kardeşinin açtığı davada, “katliam” tanımına da itiraz etmişti.

Dünyanın bütün sözlükleri bir araya gelip, hepsi, “10 Ekim, katliam tanımına uymuyor” da dese, o ölümleri anlatacak daha uygun bir kelime yok.

Ve şimdi anlaşılıyor ki bakanlık, kimin hangi kelimeyi kullanması gerektiğini belirtmekle de kalmadı.

***

Gelinen nokta da artık İçişleri Bakanlığı kimsenin suçlanmasını da istemiyor.

Olayın tarafı konumundaki Emniyet Genel Müdürlüğü, Dalmaç’ın kardeşi adına dava açan Avukat Osman Zeki Erdoğan’ın dilekçesindeki, “Yöneticilerin... katliam ile siyasal ve idari tutumları arasında neden sonuç ilişkisi bulunmaktadır. Bunu zorunlu olarak, idari hizmet kusuru olarak nitelendiriyoruz. Aslında... bu kavramı da aşan, ideolojik, siyasal saik, kasıt ve bilinçli taksir unsurlarını da kapsayan ve süreklilik arz eden bir içeriğe sahip bulunmaktadır” ifadelerinden rahatsız olmuş.

Evrensel gazetesi de haberleştirdi; İçişleri Bakanlığı da savcılığa başvuru yapmış.

Savcılığın soruşturma izni istediği Adalet Bakanlığı da iddia ve savunma sınırını aşan ifadeler nedeniyle avukat hakkında soruşturma izni vermiş.

Bu dilekçelerin benzerleri davaya giren her avukat tarafından verildi.

Belli ki “itinayla” bunlar da değerlendiriliyor.

Ve anlaşılıyor ki yakındır; 10 Ekim’in asıl sorumlusu olarak avukatların, müvekkillerinin, ölen ve yaralananların ilan edildiğini de göreceğiz.

Yakındır; o küçücük Veysel de 8 yaşında kalacak olmasının sorumlusu haline gelecek!