Suç ve ceza

Eklenme Tarihi01.07.2018 - 1:18-Güncellenme Tarihi01.07.2018 - 1:18

Devletin taraf olduğu dosyalardaki cezasızlıklar son bulsun diye emek verilirken, artık o dosyanın mağdur tarafları, cezalandırılmamak için çaba harcıyor.

Devletin geleneksel olarak belki de en iyi yaptığı iş insanlar hakkındaki hafızasını nesilden nesile aktarmaktır.

Aktarılan hafıza da çoğunlukla yargı kararlarına dayalı değildir.

“Olsa olsa” diye düşünülerek söylenen “Terörist, devlet düşmanı, ajan vs...” sloganlarıdır aktarılan.

Makbul vatandaşlığın ise basit bir formülü vardır.

Hakikatle hiçbir ilgisi olmasa da konuşmaya vatan, bayrak gibi kutsallarla başladığınızda, ne yapmış olursanız olun tüm eylemleriniz görünmez kılınır.

Bazı kelimeleri ezberlemişseniz artık bütün günahları örtebilen zırhlar sizi korumaktadır.

***

24 Haziran seçimi geride kaldı.

Devletin cezasızlık politikaları ve hamasetin dili ise baki.

Suçu olmayanı, eylemde bulunmayanı cezalandırmak ya da kriminalize etmek, devletin taraf olduğu ya da olmak istediği tüm davaları ise cezasız kılmak.

Kısa süre önce farklı örneklerini görmüştük.

Büyükada’da herkesin gözü önünde toplanan sivil toplum örgütü temsilcileri, “ajan” denilerek aylarca cezaevinde tutuldu.

Haklarındaki iddianamede tek bir ajanlık suçlaması yokmuş, ilk duruşmada tamamı tahliye edilmiş, ne gam!

İşlerine dönmek için aylarca açlık grevi yapan, Yüksel Caddesi’nde yüzlerce kez gözaltına alınan, İçişleri Bakanlığı’nın haklarında kitap bastırdığı Semih Özakça, Acun Karadağ beraat etti.

Tek bir dosyada ismi geçmeyen, bir bildiriye imza atmaktan başka eylemi olmayan, yaşadığı topraklara bağlı, karıncayı incitmeyecek öğretim üyeleri işsizliğe, mahkemelere mahkum edildi.

Ama bu insanlar ve yüzlerce insan, onların çocukları, torunları ve torunlarının torunları haklarındaki bu hafıza ile yaşamlarını sürdürecek.

Başka çocuklar ve torunlar gibi.

***

24 Haziran sonrası daha da keskin.

HDP’den vekil seçilen Leyla Güven’in tahliye edilmesi mahkeme kararına rağmen savcılıkça engelleniyor, hemen arkasından birkaç saatte klasörlerce evrakı nasılsa okuyan başka mahkeme yeniden tutukluluk kararı veriyor.

Barolar, meslek odaları “teröre müzahir”, o yönetime oy veren üyeleri “terörist”, avukatlar, hocalar, gazeteciler “azılı terörist”, onlara küçük bir destek veren “daha da azılı terörist.”

Diğer tarafta silahla sokağa çıkıp, kutlama adı altında gösteri yapanlara, “ne yapıyorsunuz?” diyen tek kişi yok.

“Ülkenin gerçek sahibi” söyleminin altından korkutucu bir ayrıştırma ve toplumsal barışa çok uzak bir anlayış yükseliyor.

Damar damar günlük sohbetlere yayılan, birbirine kızanların en hafif sözünün, “hain” olduğu bir yol ayrımı.

Terörist dedikleri insanlar yıllardır aynı evlerde yaşıyor, aynı işi yapıyor.

En büyük siyasi etkinlikleri seçim günü müşahitlik yapmak ve bir sonraki seçim yeniden umutlanmak.

Ama sadece seçime inanmış o insanların üzerine bile aynı yafta yapıştırılıyor.

Tehditler, suçlamalar, yasaklar havada uçuşuyor.

Demokratikleşme adına, devletin taraf olduğu dosyalardaki cezasızlıklar son bulsun diye emek verilirken, artık o dosyanın mağdur tarafları, “terörist” olmadığını anlatmak ve toplum önüne atılıp, bu yolla cezalandırılmamak için çaba harcıyor.

Tahammülle yaşayabilmek uzakta kaldığımız bir ada gibi duruyor.