15 Temmuz dehşeti

Çok yıllar önce Stockholm’den Uppsala’ya kara yoluyla gidiyorduk.
Yol tamamen kar kaplıydı.
Bütün arabalarda çivili lastikler...
“Volvo” gibi kış koşullarına göre tasarlanmış ve üretilmiş güçlü araçlar...
Kimse kimseyi geçmiyor...
Yolun sol tarafını boş bırakarak sağ tarafında ipe dizilmişçesine önlerinde uygun mesafeler bırakarak düşük süratle gidiyorlar.
Sol taraf, “uçurum” diyemesem de, hayli derin bir yar.
Yani...
Bir vadiden geçiyoruz.
Eşim Canan Avrupa Konseyi Kültür Komisyonu’nda 2. yöneticiydi.
Uppsala’da bir komisyon toplantısına yetişmesi gerekiyordu.
Altımızda yaz lastikli, kaplumbağa tipi küçük bir Volkswagen...
İlk arabamızdı.
Saatime baktım.
Böyle sağ tarafta dizilmiş kervan gibi ağır ağır ilerlemeye devam edersek Canan’ın komisyon toplantısına yetişmesi mümkün değildi.
Direksiyonu sola kırdım, gaza yüklendim.
Yaşamları “düzen” olan, disipline odaklı İsveçlilerin bize dehşet içinde baktıklarını hatırlıyorum.
Epeyce yol aldık.
Artık komisyon toplantısına yetişebilecek kadar...
Ve ansızın bizim Volkswagen kaymaya başladı.
Karlı havada direksiyon hâkimiyeti için bildiklerimi refleks halinde uyguluyordum, döne döne kayarak bir süre ilerledik.
Bütün çabam soldan boşluğa uçmamak içindi.
Arabayı yolda tutmak çabasındaydım.
İnanılmaz soğukkanlıydım.
Sonunda başardım.
Döne döne yolun sağına kaydık ve yanı başımızda yükselen karlara yaslandık durduk.
Kontak anahtarını çevirip motoru durdurdum.
Ve o anda dizlerim titremeye başladı.
Ardından sarsıla sarsıla vücudum.
Geçirdiğimiz tehlikeyi, dehşeti beynim yeni algılamıştı.
Sanki binlerce voltluk enerjiyi sarsıla sarsıla, dizlerim titreye titreye, dişlerim birbirine vura vura boşaltıyordum.
Herhalde birkaç dakika öyle geçti.
Nihayet arkama bakmayı akıl ettim.
Çoğu araç yana çekmişti.
İçindekilerden bir kısmı geldi.
Termostan sıcak kahve bile ikram ettiler.
Müthiş utanmıştım.
Ama...
Hâlâ titremekteydim.

........................

Dün 15 Temmuz darbe kalkışımının yıl dönümüydü.
O akşamı ve ilerleyen saatleri hatırlıyorum.
Darbe kalkışımını Demet Sabancı Çetindoğan’ın dünyanın her tarafından gelen kültür insanları için verdiği bir davette öğrenmiştim.
Gayet soğukkanlı olarak gazeteye gittim.
Arkadaşlarla TV’den gelişmeleri izledik.
Darbeciler CNN’i basıp susturmuşlardı.
Darbe bildirisini TRT1’de silah tehdidiyle bir hanım spikere zorla okutmuşlardı.
Her an bizim gazeteyi de basabilirlerdi.
Köşe yazarlarından sadece ben gelebilmiştim.
Gene olanca soğukkanlılığımla bu ilk baskı için bir yazı kaleme aldım.
“İlelebet Demokrasi” başlığını attım.
Her satırıyla demokrasiyi savundum.
Hiçbir korkum, kaygım yoktu.
“Darbeciler bana bir şey yapabilirler” diye aklımdan bile geçirmedim.
Zaten çoğu meslektaşım da aynı meydan okuma tavrındaydı.
O zaman CNN Ankara Temsilcisi olan Hande Fırat telefonla Recep Tayyip Erdoğan’ı aradı.
Onun görüntülü olarak telefon ekranından, halka, “havalimanına, köprülere, caddelere, meydanlara yürümek ve darbecilere direnmek” çağrısı kırılma anını oluşturdu.
Camilerden selalar okunmaya başladı.
Tek tük insanların ancak göründüğü caddelerden insan seli akmaya başladı.
Sonrası malum...

.........................

Tıpkı Uppsala yolunda dizlerimin titremesi, vücudumun sarsılması gibi darbe bastırıldıktan sonra da psikolojik spazma girdim.
Eğer darbe kalkışımı bastırılmasaydı neler yaşayabileceğimizi dehşet içinde düşünüyordum.
Gölbaşı’nda yaptırılan saray gibi bir binaya Fethullah Gülen Humeyni gibi gelebilecekti belki de...
Her tarafta FETÖ’nün özel “emirleri”, onlara bağlı “imamları...”
Belki bizim gazetenin bir “Milliyet İmamı” olacaktı.
Ve Hürriyet İmamı...
Diğer gazete ve televizyonların da imamları...
Medya gruplarının başında birer “emir...”
Türkiye’yi bu “emirler” ve “imamlar” yönetecekti.
Ya da bu düzen kabullenilmeyecekti.
Bir içsavaş çıkacaktı.
Türkiye bir tekke, cemaat, imam efendi devletine dönüşmese bile belki parçalanacaktı.
PKK/PYD bu kargaşadan fırsat kollayıp parça ya da parsa koparmaya çalışacaktı.

.........................

Şükür ki bu olası felaket senaryosunun üstesinden gelebildik.
Direnişte yaşamını yitiren demokrasi şehitlerine rahmet, ülkeme esenlik diliyorum.