15 Temmuz “Şehit-leri Anma” etkinlikleri ve “demokrasi nöbetleriyle” milyonlar “içe” olduğu kadar “dışa” da mesaj verdi.
“Darbelere ve sınırların ötesindeki karanlık tezgâhların pusularına geçit yok...”

FETÖ’cülerin darbe kalkışımının bir kez daha “tekrarlanma şansının olmadığı/olamayacağı”, sel gibi akacak milyonlarca Türkiye insanının ayakları altında ezileceği vurgulandı.
.....................
Sınırların ötesindeki odaklara mesajın tahlilinde fayda var.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Güçlü değilsek bize bir gün yaşama hakkı vermeyecek o kadar düşman pusu da bekliyor ki isimlerini tek tek saymaya kalksak çok ciddi uluslararası krizle karşılaşırız” söylemiyle başlayalım.
“15 Temmuz darbe kalkışımının, sadece Fethullah Gülen hareketinin 10’larca yıl boyunca devleti ve TSK’yı ele geçirme projesi” olduğunu sanmak “saflık” olur.
Onun arkasında “sınırların ötesindeki odağın da Pensilvanya’daki yerleşke” ile sınırlı kaldığını sanmak da “çifte kavrulmuş saflıktır.”
Bunlar “alacakaranlıktaki büyük oyunun” taşlarıdır.
Ya o taşları hareketlendiren, hamleler kuran, tezgâhlayan, ipleri elinde tutan “güç odakları?”
Cumhurbaşkanı Erdoğan -sanıyorum- işte “Adlarını telaffuz etsem, ciddi uluslararası krizlerle karşılaşırız” derken onları işaret etmekte.
“Bilinmeyen bilinenleri”, artık “sır olmayan sır” 15 Temmuz darbe kalkışımını yapanların “yazılmış bir senaryoyu uygulamak için kullanıldıklarıdır.”
.....................
Daha kısa süre önce “benzer oyuna” tanık olduk.
Mısır’da başkanlık seçimini kazanan “Müslüman Kardeşler’in” adayı Muhammed Mursi, Genelkurmay Başkanı Sisi tarafından darbeyle devrildi.
Mursi “idam” isteğiyle hapsedildi.
Sisi kendini başkan ilan etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İsimlerini tek tek saysam uluslararası ciddi krizle karşılarız” dediklerinden “tık” çıkmadı.
Tersine...
Para desteğiyle Sisi’ye iktidar da kalması için “doping” yapıldı.
Müslüman Kardeşler örgütünün görüşleriyle aramda hiçbir ortak nokta yoktur.
Ama...
Seçimle gelmiş -ideolojisini paylaşmasam da- bir başkanın silahla devrilmesi de demokrasi anlayışıma aykırıdır.
15 Temmuz darbe kalkışımının da arkasında “Sisi darbesini klonlama” projesi vardı.
İhmal edilen, -belki öngörülemeyen- Türkiye’nin Atatürk Cumhuriyeti genleridir.
70 yılı aşkın “çok partili demokrasi” deneyim birikimidir.
Türkiye insanının, daha önceki darbelerdeki gibi, “tank sesiyle uyandığında” boyun eğeceğinin sanılmasıdır.
Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’ına, siyasi parti liderlerine kadar “hepsinin gene evlerinde oturup, askeri araçlarla tek tek toplanmayı, paketlenip bir yere kapatılmayı bekleyecekleri” gibi bir yanlış hesaptır.
Herhalde iktidarı ve muhalefetiyle milletvekillerinin, F-16’ların bomba yağdırdığı Millet Meclisi’nde demokrasi için direnişe geçebilecekleri de akıllarına gelmemiş olmalıdır.
Medyanın darbe oldubittisini manşetlerde, ekranlarda meşrulaştıracağı yanılgısıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın televizyondan yayınlanan görüntülü telefon çağrısıyla milyonların caddelere, meydanlara, köprülere, havalimanlarına, başkanlık yerleşkesine akacağı, “uzaktan kumandalı darbecilere” diz çöktüreceğidir.
Atatürkçü, laik, TSK mensuplarının, demokrasiye sadık polisin darbecilerin üstesinden geleceğidir.
.......................
15 Temmuz sınırların ötesindeki “karanlık odaklara” neyin olmayacağını gösterdi.
Ancak...
Onların hedeflerinden vazgeçtiklerini sanmak da “başka bir saflık” olur.
Büyük ihtimalle “Neyin olmayacağını gördük” diye düşünerek “nelerin olabileceğini” planladıklarından kuşku duymayın.
Türkiye bin yılın ötesine uzanan devlet gelenekleri ve büyüklüğüyle o oyunları da bozabilecek potansiyele sahiptir.
Fakat...
İki şeye dikkat.
1- Kendi içimizde ileri demokrasi ve bütünlüğümüz için omuz omuza olmalıyız.
2- Neden “İsimleri açıklansa uluslararası ciddi krizlerle karşılaşırız” diye çizilen bir “kuşatılmışlık” ortasında Türkiye?