AB ve tutuklular

Eklenme Tarihi31.08.2018 - 1:53-Güncellenme Tarihi31.08.2018 - 1:53

Türkiye’nin yeniden AB rotasına dönmesi olumludur.
Dış politikada Türkiye’nin kartları çeşitlendikçe eli daha güçlenir.
Kaldı ki...
Türkiye’nin ekonomik bağları ağırlıklı olarak Avrupa’yladır.
Bunun ötesinde, ekonomisi dışarıdan sermaye girişleriyle ilişkili olan Türkiye, AB’nin “ileri demokrasi ve hukuk” standartlarına yaklaştıkça yabancı sermaye için güvenli ve çekici olabilir.
Genel kanı da zaten AB’ye doğru yeniden dümen kırışın “gümrük birliği müzakerelerinin yeniden başlatılması ve güncellenmesi” nedeniyle olduğudur.

.....................

Bu bağlamda -3 yıl aradan sonra- REG (Reform Eylem Grubu) yeniden hareketlendi.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Hazine / Maliye Bakanı Berat Albayrak ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bu kapsamda önemli bir toplantı yaptılar.
Önemli açıklamalar yapıldı.
Örneğin...
Çavuşoğlu “AB’ye üye olalım ya da olmayalım, reformlar AK Parti iktidarının önceliği olmuştur. AB ile ilişkilerde sonuç alacak konulara odaklanacağız” dedi.
Abdulhamit Gül ise “yargı reformu stratejisinin güncelleneceğine” işaret etti.
Ve...
“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde hükümetimizin ortaya koyduğu revizeler (revizyonlar) gerçekleştirilecek. Bunu ev ödevi haline getirdik” dedi.

......................

Çünkü...
“Gümrük birliği müzakerelerinin başlatılması ve güncellenmesi” için masaya oturulduğunda, AB tarafı konuyu sadece iktisadi ilişkiler ekseninde sınırlamayacak ve “siyasi/hukuki”  alanlara da girecek.
“İfade ve basın özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırın. Sembolik isimlerin tutukluluğuna son verin!..”
Ankara’nın nabzını iyi tutan Abdülkadir Selvi dünkü yazısında bu “tutuklu sembolik isimler” için “Osman Kavala ve CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nu” yazmış dünkü yazısında.
Onlara 2 yıldır tutuklu olan Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan’ı da eklemek gerek.
Enis Berberoğlu yeniden seçildiği için dokunulmazlık kazanmıştır.
Dokunul-mazlığının kaldırılması için Millet Meclisi’nden karar çıkması gerekir.
Hukukçuların çoğu bu görüşte.
Nazlı Ilıcak, 74 yaşında bir anneanne/babaanne...
Anayasa Mahkemesi’ne başvurusu hâlâ görüşülmemiş, karar aşamasına gelinmemiş.
2 yıldır tutuklu olması nedeniyle artık tahliye edilse, -bu saatten sonra- ne “delil karartma” durumu olabilir ne de çocuklarını, torunlarını bırakıp kaçacağı düşünülebilir.
Bu arada siyasi fikirlerimiz çok farklı olsa da eşimle sınıf arkadaşlığı nedeniyle daha genç kızlığından tanıdığım ve sonrasında birlikte aynı gazetede çalıştığımız Nazlı’nın 15 Temmuz FETÖ askeri darbesiyle ilişkisi olabileceğine ihtimal vermem.
27 Mayıs ihtilalinde hapis yatan babası, eski Bayındırlık Bakanı Muammer Çavuşoğlu onda çok derin bir “askeri darbe travması” oluşturmuştur. (*)
Ahmet Altan’ın gazetesindeki -kurmaca/kumpas- Ergenekon manşetleri, bir bavul dolusu düzmece belgeden yansıtılan haberlerle her rütbeden subayın canı yandı.
Ordudan atıldılar, hapis yattılar.
Aralarında intihar edenler oldu.
Ama...
Tanıdığım Ahmet Altan için kişisel kanım, bunları FETÖ’yle bilerek ve isteyerek iş birliği sonucu yaptığı değildir.
Sanıyorum demokrasi üzerinde “askeri vesayeti kaldırmak” gibi bir misyonu sahiplenmesi nedeniyle Ergenekon kumpası tarafından kullanılmış olabilir.
Tabii...
Bu satırlarım kişisel düşüncelerim ve “açık” tanıklık gibi algılanmalı.
Ve “tutukluluk hallerinin” kalkması bağlamındadır.
Elbette karar “yargının” olmalıdır.
AB ile müzakerelerin yeniden canlandırılması sürecinde onların tahliyesi olumlu bir başlangıç olabilir.

........................

(*) Nazlı Ilıcak’tan tatil günlerimde hukuki durumunu anlatan bir de mektup aldım.