ABD’yi yola getirmek

Eklenme Tarihi13.02.2018 - 23:45-Güncellenme Tarihi13.02.2018 - 23:45

Önce “esas” kadar önemli bir “detay...”

Dışişleri Bakanı ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un gelişi öncesi, somut adımlarla gerekenleri yapmaması halinde ABD ile ilişkiler için “kopar” demedi.

Kullandığı kelimeler “tamamıyla bozulur...”

Ne var ki...

TV ekranlarında “kopar” dediği döne döne tekrarlanıyor.

Diplomasinin kendine özgü “ince ayarlı” bir dili vardır.

Dışişleri Bakanı Avrupa Konseyi Meclis Başkanlığı yıllarında zaten edindiği “diplomasi dili” kültürünü, Dışişleri Bakanlığı’nda içselleştirmiş olmalı.

“Kopmak” bir ilişkinin bütün boyutlarıyla noktalanmasıdır.

“Karşılıklı diplomatik temsilciliklerin, yani büyükelçiliklerin kapatılmasını” da kapsar.

Gündelik dille “selam sabahın kesilmesidir.”

Oysa...

“Tamamıyla bozulabilir” söylemi birkaç tık daha ihtiyatlı bir tavrı ortaya koyuyor.

Bir “marj (hareket alanı)” bırakıyor.

Böyle çok hassas süreçte, herkes gibi medyanın da ayrıntılara özen göstermesi gerekir.

Aksi halde kamuoyu beklentileri karbonatlanmış, abartılı yükseltilmiş olur.

Devleti yönetenler kamuoyunun baskısı altında, amacını aşan ve gerçeği yansıtmayan sanal söylemin ipoteği altına girme riskiyle karşı karşıya gelir.

.......................

Evet...

Türkiye ile ABD ilişkileri en büyük ve derinleşme istidadı olan bir “gerilim” sürecinde. Bu apaçık bir gerçek.

Ancak...

Dış politikada daima “dikişlerin atmayacağı fay bırakmak” kuraldır.

“Tamamıyla bozulabilir” söylemi zaten “Türkiye’nin kararlılığını, her defasında içi boş çıkan vaatlere bir yenisinin daha eklenmesini kabul etmeyeceğini” net olarak ortaya koyuyor.

Daha fazlasına, zaten sürmekte olan drama perdeyi indirmeye -şu aşamada- gerek var mı?

.......................

ABD ile ilişkilerde daha önceki dramlara da gazeteci olarak tanıklık ettim.

Yeniyetme gazeteciyken dönemin ABD Başkanı Johnson’un “kaba” mektubu Türkiye’yi ayağa kaldırmıştı.

Merhum Cüneyt Arcayürek, Başbakan İsmet İnönü’ye yazılan bu mektubu sızdırmış, çalıştığı Hürriyet gazetesine manşetten nal gibi harflerle patlatmıştı.

Gazetenin yayımlandığı gün Ankara’da on binler Kızılay Meydanı’nda birikti.

Birkaç km yukarıdaki ABD Büyükelçiliği’ne yürüdü.

50 cm’lik taş duvarı aşıp büyükelçiliğin yemyeşil çimlerini çiğnedi.

Bu bir ilkti.

O günün hemen ertesinde büyükelçiliğin 50cm’lik taş duvarları yükseltildi, demir parmaklıklarla korumaya alındı.

ABD-Türkiye ilişkilerinde “milat” oldu.

Şimdi artık “Soho House” olan Beyoğlu’ndaki ABD Başkonsolosluğu’nun Boğaz’daki bir tepe üzerine kale görünümlü yeni binasına taşınması, artık duvarın yükseltilmesinin, demir parmaklıklarla çevrilmesinin yeterli olmadığının göstergesidir.

ABD Büyükelçisi’ne ait otomobilin yakılması, ABD denizcilerinin Dolmabahçe’de denize dökülmeleri, ABD’nin Türkiye’ye silah ambargosu, Kuzey Irak’ta Amerikalı askerlerin Türk subayların başlarına çuval geçirmeleri...

Hepsi birer gerilim yüksekliği, sigortalarının atmasıdır.

Ama...

İlişkiler “kopmamıştır...”

Diplomasi “koparmak” değil “yola getirmek” odaklıdır.