AK Parti ve Japon modeli

AK Parti’nin 2023 hedefi çok mu uçuk? Aynı partinin Japonya örneği var. Yani 21 yıl iktidarı sürdürmek hedefi “olmaz şey” değil.

AK Parti’nin 2023 hedefi çok mu uçuk?
Aynı partinin 36 yıl iktidarda kaldığı Japonya örneği var.
Yani AK Parti’nin de 21 yıl iktidarı sürdürmek hedefi “olmaz şey” değil.
Hatta menzili 2023 ötesine kaydırması bile -teorik olarak- mümkün.
Japonya’da çok partili parlamenter sistem tıkır tıkır işliyor.
Batı’nın “ileri demokrasi” yüksekliğine koymuş Japonya çıtayı.
Medya özgürlüğü evrensel değerlerden bir çıt aşağıda değil.
Baskı, sansür, korku, tehdit, hapis de yok.
Buna rağmen aynı parti iktidarı 40 yıl zorlamış.
Nasıl oluyor bu?
1Ekonomik mucizeyi geçekleştirerek, Japonya’yı “süper zengin” ülke yapmak.
Japon halkı 2. Dünya Savaşı’nda küllerinden bu dirilişi sağlayan siyasi partiyi oylarıyla alkışlamış.
2Japonların savaşta yerlere düşen onurunu dışarda da yücelten o iktidara halkı, vefa ve saygı göstermiş.
.............................
Bu rüzgar, güçlü olduğu için çok uzun süre esti.

EN KÖTÜSÜ
AK Parti’nin sandıklardan iktidar olarak çıktığı 2002 seçimini hatırlayın.
Türkiye’yi, tarihinin en kötü ortak hükümetlerinden biri yönetiyordu.
Demirel’in Milliyetçi cephe hükümetleri için kullandığı deyimle “bitli yorgan” gibiydi.
Toplum o yorganın, üzerinden düşmesini istiyordu.
3 ayı aşkın süre makamına bile gelemeyen hasta bir başbakan. (Bülent Ecevit)
Birbirlerinin kuyusunu kazan, gözünü oyan hükümet ortakları. (MHP-DSP-ANAP)
Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizi...
.....................
Toplumda “bu karabasan üstümüzden kalksın da kim gelirse gelsin, daha iyidir” psikolojisi vardı.
Japonya’daki 2. Dünya Savaşı ekonomik travması neyse, Türkiye seçmeninde Ecevit başbakanlığındaki 3 partili ortak hükümet travması da oydu.
Ancak, Tokyo’da 3 nesil aynı partinin iktidarda kalmak nedeni de, AK Parti’nin 11 yıldır süren ve 2023’ü hedefleyen iktidar vizyonu da “başarıdan” beslenmek odaklı.
AK Parti özellikle ekonomide grafiği yükseltti.
Dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden biri oldu Türkiye.
Bunu, orta gelir gruplarını güçlendirerek, alt gelir gruplarına da uzanarak tabana yaymak pratiğini geliştirdi.
İslam dünyasına “model ülke” olmak rüzgarı da ulusal gururu okşadı.
Ancak...
Arap Baharı’nın bu ılık esintisi, yerini sonbaharın serin rüzgarlarına bırakmakta.
En yakındaki Suriye ve İran’dan başlayarak bu coğrafyada bir ufuk turu, kara bulutların üstümüze yaklaştığını gösteriyor.
Japonya mucizesinin bir nedeni de silahlı kuvvet beslemeyişiydi.
Savunmasını ABD’ye bırakmıştı.
Bu muazzam para kaynağını ekonomiye, teknolojik araştırmalara, eğitime yönlendirmişti.
Sanayi casusluklarını finanse etmişti.
Türkiye’nin savunma giderleri ise -neredeyse- dik açıyla tırmanışta.
PKK sorunu, eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güneş’in söylemiyle “düşük yoğunluklu savaştır. Kaynak yutan kara deliktir.”
Ekonomik nedenlerle de bu sorun çözüme ulaştırılmalıdır.
Ortadoğu’yu ve Türkiye’yi bölerek “Balkanlaştırmak planı” 2023 vizyonu bir yana 2013’ü bile karartabilir.
.................
İktidar, muhalefet, medya, STK’lar, hepimiz bu virajda Türkiye’nin savrulmasını önlemeliyiz. Neyse...
Enseyi karartmayalım.
Bizde kervan yolda dizilir.
“Dizilir” denildiğini bilmeyenler “düzülür” de diyorlar.

RUHANİ BAKAN

BOSNA’yı bırak bir yana, AK Parti kongresinde Avrupa yoktu.
Söz gelişi...
Erdoğanların düğün davetine bile gelmiş olan Berlusconi...
Atina’dan Karamanlis...
Erdoğan’ın “Medeniyetler İttifakında” eşbaşkanlık yaptığı Zapatero.
AB’ye Türkiye’nin tam üye adaylığı için “Brüksel’de, Londra saati uygulatan” dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw.
..................
Oysa...
Osmanlı sadece İslam coğrafyasında değildi.
Avrupa’daydı da...
Hatta...
Ortadoğu’dan önce Rumeli’de topraklar fethetmişti.
Çınarın dalları Avrupa’da genişlemişti.
2002 yılından itibaren AK Parti’nin AB’ye yürüyüş kararlılığına destek vermiştik.
Demokrasi çıtasının Avrupa standartlarına yükseltilmesinden, yaşam kalitesine, hatta Kürt sorununun çözümüne kadar AB umuttu.
Nerede o Türkiye ve AB bayraklarının kaynaştığı grafikler?
Kongrede AB’den ne bir iz vardı...
Ne bir ses, ne bir nefes...
“Ruhani Bakan” diye bir makamı hiç işittiniz mi?
Egemen Bağış için “AB ile ilişkiler Ruhani Bakanı” söylemini TV’de dinledim.
Not ettim.
Hürriyet Ankara Temsilcisi Metehan Demir, kongre izlenimlerine böyle başlamıştı.
Metehan -bana göre de donanımı gerçekten iyi olan- Egemen Bağış’ı değil, AB yolunda duraklamayı eleştiriyordu.
Kıbrıs’ın dönem başkanlığı bittikten sonra, Bağış’ın gaza basacağını düşünüyorum.
Bu süreçte asfaltı ağlatamaz ama mesafe almak şansı var.