Bengü’nün ‘Rüya’sı

Eklenme Tarihi13.10.2018 - 23:13-Güncellenme Tarihi13.10.2018 - 23:15

Konuğum Bengü...
Onu ilk Şeffaf Oda’ya 10 yıl önce konuk almıştım. Serdar Ortaç’la birlikte katılmıştı. “Korkma Kalbim”i birlikte söylemişlerdi. Sonraki yıllarda da sık sık konuğumuz oldu.

Müzikteki başarı basamaklarını birer birer değil, beşer onar çıktı.

..................

Hem müzikte hem de özel hayatında “altın çağını” yaşamakta. Son albümünün adı da bunu yansıtıyor: “Altın Çağ.”

Programa, 10 yıl geriye gidip “Korkma Kalbim”le başlıyoruz. Ardından son albümündeki Kuzum’la devam ediyoruz.

Bengü’nün ışığı müthiş.

..................


Aşk da yaramış. Enerjisini daha da yükseltmiş. Gözlerindeki parıltıyı artırmış.

Bengü 2 ay önce evlendi.

Tanışma ve evlenme hikâyesini
tüm samimiyetiyle Şeffaf Oda’da anlatıyor. “DM’den yürüdüm. Koştum” diye espri de yapıyor.

Piyano eşliğinde bu aşk hikâyesini anlatırken gözleri doluyor, heyecanlanıyor.

Eşi için bir de şarkı yapmış. Düğünden sonra ilk kez Şeffaf
Oda’da söylüyor.

Şarkının adı: Rüya.

Bu rüya hiç bitmesin

Kimse bizim kadar sevmesin

Yaz gelsin hiç bitmesin

Hiç bitmesin sevgilim

Sözleri de müziği de harika... Bundan sonraki düğünlerde ilk dans şarkısı olarak çokça tercih edileceğini düşünüyorum.

Bengü’nün rüyası hiç bitmesin.

Portaxe’ın Boğaz manzarasında Bengü ile keyifli, müzikli pazar sohbeti. 

MÜZİK VE EDEBİYATLA TASARIM

YENİ tanımın genç yaşlarında uzun boylu, -sanatçıların tercih ettiği- siyah giysiler içindeydi. Masadakileri etkileyen şeyler anlatıyordu.

Beethoven ve diğer klasik müzik

dehalarının notalarındaki matematikle Shakespeare gibi büyük edebiyatçıların, yazılarındaki matematik çok benzer, hatta bazen aynıdır.

Müziklerini çalıyorum, zaman zaman durdurarak dinletiyorum.

Koleksiyon’un tanıtım gecesinde Jean Michel Wilmotte ve Koray Malhan ile birlikte.

Shakespeare’den satırlar okuyorum.

Bu matematik kuramı, kanıtlıyorum. Özellikle müzikte dünyanın en iyi yorumcularından seçimlerle yapıyorum bunu. Ve... Ardında... O dehaların müziklerinin “kapalı” olduğunu vurguluyorum. Yani... Yorumlayanlar için bu eserlerin ucu açık değildir. Orijinale sadık kalmalıdırlar.

Ama... Jazz’ın ucu açıktır.

21. yüzyılda ucu açık olan tasarımlara geçmek gerekir. İşte biz ucu açık tasarımlarla mekânlar ve mobilyalar üretiyoruz. Öyle seri ve genel üretimlerimiz var ki isteğe bağlı olarak “tek” hale dönüşebiliyor.

......................

Bunları anlatan Koleksiyon Tasarım ve Marka Direktörü Koray Malhan. Böyle konuşmaları elbette çok daha ayrıntılı olarak mimarların, iç dekoratörlerin bulunduğu davetlerde sunum yaparken anlatmakta. Paris, New York, Londra ve dünyanın başka büyük merkezlerinde... Onlara danışmanı Aydın Yazıcı imzalı çok özgün, örneğin 16. yüzyıl Fransız mutfağından lezzetler ve içecekler de ikram ediyor.
Seri üretim ile isteğe göre özel ve tek mekâna dönüşebilen Wilmotte koleksiyondan bir örnek.
......................

Bu yeni tasarımlar için dünyaca ünlü Fransız tasarımcı Jean Michel Wilmotte ile anlaşmış. Paris’te bir zamanlar tren yüklerinin boşaltıldığı dev hangarları Wilmotte müthiş bir “start up” merkezi haline getirmiş. Dünyanın en büyüğü. Adı: “Station F”

Orada Koleksiyon’un Wilmotte tasarımlarını sergiliyor. Bu davete katılan gazeteciler grubundaydım.

Wilmotte’un Fransa tarihinde sadece 3 mimara verilmiş olan Academician unvanına sahip olduğuna ve Moskova trafiğinin düzelmesi amacıyla şehir planlaması ve de Moskova’ya iki uydu şehir düzenlemesi için Başkan Putin’le birlikte çalıştığına da işaret edeyim.

Tanıtımda ünlü Macar kemancı Edua Zadory dinletisi büyük alkış aldı. Koleksiyon’un müzikle sunum konsepti kapsamındaydı.

PARİS’TE ‘TEMİZ HAVA’

PARİS... Louvre bahçelerinin karşısındaki otelin önünden taksiye bindim.

Bu gezide beraber olduğumuz arkadaşlarla, St. Germain’deki Cafe Les Deux Magots’ya gideceğimizi söyledim.

Ernest Hemingway’in bir romanını yazmaya başladığı ya da yazdığı için daha da ilgi merkezi olan bir mekân...

Taksinin şoförü Cezayir kökenli.

Aracı “elektrikle” çalışıyor.

Sessiz ve çevre kirliliği üretmiyor.

“Yakıttan ne kadar tasarruf ettiğini” sordum.

Cevabı “Haftada 5 gün çalışıyorum, 125 euro tasarruf... Ayda 500 euro...”

Düşündüm...

Bizim paramızla ayda sadece yakıttan tasarrufu bile yaklaşık
3500 lira.

Fransa’da asgari ücret nedir sorum üzerine, “Tam bilmiyorum ama galiba 1300 euro” dedi.

Yani...

Aylık asgari ücretin yarısına yakın yakıt tasarrufu yaptığı gibi çevre kirliliği de üretmiyor.

Yarım saat “şarj süresiyle”
10 saat yol alabiliyormuş.

......................


Ve sürpriz...

Verdiğim adrese geldik.
Taksimetreye baktım, 13.95 euro. Parayı uzattım ve çok ilginç bir cevap aldım.

Bugün çevre dostu taksilere dikkat çekmek için elektrikli araç kullanan biz taksi şoförleri para almıyoruz.

Elime bir de yeşil bir kart uzattı, orada da bu bilgiler vardı.

......................


Elektrikli çevre dostu taksilerin şoförleri kendi keselerinden fedakârlık yaparak bu etkinliğe imza atmışlarsa “alkış...”

Yok...

Eğer taksimetrelerini göstererek para almadan yaptıkları taşımanın ücretine kilometre hesabıyla belediyelerden alıyorlarsa, belediyelere de “alkış...”

......................

Paris Belediyesi çevre dostu araçlar için büyük atakta.
Bisiklet de teşvik ediliyor.

Paris’e gideceklere tavsiye: Kaldırım taşlarından itibaren 1 metrelik şeritte vızır vızır geçen bisikletlere dikkat.

Parisli olmayanların alışık olmadıkları için başlarına gelen bisiklet çarpması kazalarına tanığım.

Paris’te, “L’Avenue”’nün terasındayız. (Hürriyet’ten Elif Ergu, PR şirketinin sahibi İlkin Karataş ve yardımcısı Neslihan Üner, Sabah’tan Sinan Özedincik.)