Bildiri ve gerçekler

Londra’daki NATO liderler bildirisi Türkiye açısından “ne şiş yansın, ne kebap” gibi görünse de gerçekçi olalım...

“Elde edilebilecek en iyi” ya da “en az kötü” sonuçtur.

En kötü olanı “PYD/YPG’nin NATO terör örgütü listesinden çıkarılması” için ABD dayatmasının kabulü olurdu.

Bunun yerine “NATO’nun 2015 ve 2016 belgelerinin geçerli olduğu” formülünde uzlaşıldı ki o belgelerde “PKK ile birlikte PYD/YPG de terör örgütleri arasında yer almaktadır.”

ABD’nin “listeden çıkarılması” dayatması sökmemiştir.

“En iyi sonuç” ise bildiride “PYD/YPG ve SDG’nin terör örgütü olarak açıkça ifade edilmesi” olurdu.

Sonuç bildirisini yorumlayan bazıları “Bildirilerde somut isimler yer almaz, genel ifadeler kullanılır” dedi...

Peki...

Sonuç bildirisinde “DAEŞ” apaçık yer almadı mı, aldı.

Belki PKK/PYD/YPG/SDG de böyle net olarak yazılabilirdi...

Ama... Avrupa ülkelerini kendi “ayrılıkçı terör örgütleri” var. İspanya’da Katalonya, Fransa’da Korsika, İtalya’da -şiddete başvurmasa bile- Sardunya Adası, İngiltere’de Kuzey İrlanda Ayrılıkçıları gibi...

Onların da adları bildiride yok.

Buna karşılık DAEŞ ise çok sayıda ülkeye karşı “ortak düşman örgütü”...

O nedenle “her türlü teröre karşı” genel ifadesi yer alıyor bildiride...

....................

Fakat...

NATO’nun patronu konumundaki ABD’nin “koruduğu, kolladığı, donattığı, eğittiği kendi adına kara savaşları müttefiki ilan ettiği” bu örgütlerin sonuç bildirisinde yer alması beklenemezdi.

Ama...

NATO’nun terör örgütü listesinden “patron” dayattığı halde çıkarılmasını engellemiş olmak -gerçekçi yaklaşımla- önemlidir.

Ve...

Aslında bütün bunlar “kozmetik” düzenlemedir.

Çünkü...

NATO’nun patronu ABD ve İngiltere, Fransa gibi başat oyuncular için PYD/YPG/SDG Suriye’deki müttefiktir.

Öte yandan, NATO bu ara formülle Türkiye’nin Polonya ve Baltık ülkeleri savunması için koyduğu veto kilidini de açmış oluyor.

.....................

NATO’nun patronu ABD ifadesi “abartı” değil.

Daha kuruluşundan itibaren ABD bu konumda.

Şöyle ki...
....................

NATO

4 Nisan 1949’da imzalanan 14 maddelik bir anlaşmayla kurulmuştu.

13’üncü maddesini yansıtayım.

Anlaşma, 20 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra herhangi bir taraf, ayrılma bildirimini Amerika Birleşik Devletleri hükümetine vermesinden 1 yıl sonra taraf olmaktan çıkabilir.

ABD hükümeti aldığı her ayrılma bildiriminden tüm tarafları haberdar edecektir.

Bakın...


Ayrılmak isteyen üye devlet bu isteğini NATO Genel Sekreterliği’ne yani NATO’nun kurumsal yapısına değil, ABD’ye bildirmek zorunda.

Durumu diğer ülkelere de gene NATO kurumsal bürokrasisi değil ABD bildirecek.

Apaçık bir “patron” statüsü.
....................

Bu şekil şartıyla ayrılan üye devlet oldu mu?

Evet.

Fransa 7 Mart 1966’da ABD Başkanı Johnson’a, Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle imzasıyla -NATO askeri kanadından- ayrılma isteğini bildirmişti.

Gerekçe olarak “Fransa’nın bağımsız bir savunma politikası izlemesi gerektiği”ni göstermişti.

Yunanistan da aynı yol haritasından geçerek 16 Ağustos 1974’te NATO’nun askeri kanadından çekilmişti.

NATO anlaşmasında bir üye devletin “çıkarılması” maddesi düzenlenmiş değildir.

Türkiye de bir gün NATO’dan ayrılmak isterse bunu ABD Başkanı’na bildirmek yoluyla gerçekleştirebilir.

....................

Fransa ve Yunanistan NATO’ya geri döndüler.

Üye devletlerin ittifakla karar alması gerektiği için Türkiye’nin tek oyu kilitleyebilirdi.

Fransa ancak 2009’da NATO’ya dönebildi.

Türkiye’nin de olumlu oyuyla.

Bunu birileri -Türkiye’nin NATO üyeliğini tartışma eğilimli- Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a hatırlatmalı.

Yunanistan’ın da NATO’ya yeniden dönebilmesi kararı 1980’e kadar sürüncemede kalmıştı.

Ekim 1980’de Türkiye vetoyu kaldırdı.

...................

Peki...

Türkiye NATO’dan çıkarsa...

Bu sorunun cevapları öylesine sakıncalarla dolu ki!..

Bir başka yazıya...

....................

Bu yazı için Dr. Naim Babüroğlu’nun (Em. Gen) Gerçek Gündem’deki önemli bulduğum makalesinden de yararlandım.