BODRUM’DAKİ Bitez Koyu harika bir doğa köşesidir.

“Bitez Yalısı”nı konu alan “Çökertmeden çıktım da Halil’im” türküsüyle dillerdedir.

Bitez Koyu’nu oluşturan hilalin bir tarafı “koruma altında sit alanı” olduğu için beton işgalinden kurtulmuştur. Çam ağaçlarının arasında yürüyüşün denize kavuştuğu yer akvaryum gibidir. Yüzer, serinler tekrar Bitez’e dönersiniz, gölgelerde keyifle yürüyerek. Bitez’in içi mandalina bahçeleriyle bir başka güzelliktir. Bitez’in “dondurmacısı” da ünlüdür.

Yörenin bahçelerinden organik meyvelerle yapılmış “limonlusunun, vişnelisinin” tadı damak çatlatır. Bitez Koyu, pırıl pırıl sularında yüzmenin keyfinin yanı sıra, sörf cennetidir de.

........................

KIYI boyu restoranları, butik otelleri, “yerel balıkçı barınağı” karakterini yitirmemiş küçük yat limanıyla geceleri de ışıl ışıldır.

Bodrum’un ateş pahası beach’leri ya da “eller havaya” mekânları, cemiyet sayfalarına görüntü veren güneş batımı partileriyle ünlü değildir ama “dalga şıpırtılarını” dinleyerek kumsala kurulmuş masalarında taze balık sunumlarıyla keyifli geceler yaşatır.

Ay, Bodrum koyu hilalinin bir tarafından yükselir, hilalin diğer ucunda görünmez olur fakat gece boyunca saatlerce sularını ışıklandırır. Bodrum’un içine “kafa dinleyecek, temiz sularında yüzecek” kadar yani “gereği kadar” uzak, ama 10-15 dakikada Bodrum gecelerine akacak kadar yani “yeteri kadar” da yakındır.

.......................

VE... Tam “Bitez’in ruhuna” uyumlu bir mekân. Adı SAVRA... Asırlık ağaçların, mandalina bahçelerinin ortasında bir “saklı yeryüzü cenneti...”

Butik Oteli, mutfağı, yüzme havuzu, müziği, özenli servisiyle “görmek ve görülmek (to see and to be seen)” gösteri dalgasının üzerine çökmediği bir köşe.

“Toskana’dakiler gibi” denebilir.

Geçtiğimiz cumartesi ve pazar Canan’la evlilik yıldönümümüz ile benim doğum günümdü.

İkisini birleştirdik.

Dostlarımız Metin-Beril Feyzioğlu ve Dr. Alkar Taşan’la birlikte kendi aramızda huzurun keyfini yaşadık.

Bir de sürpriz... Uzun süre New York’ta müzik eğitimi alan Ada Sanlıman ve grubu da oradaydı.

Güzel bir caz gırtlağı ve iyi yorum.

Müziği bizim için özel olan o gecemize “hediye” oldu.

BOĞAZ’LA YANAK YANAĞA 

İSTANBUL Kempinski (Çırağan) Hotel’in bir caz barı vardı. Artık görünmezler âlemine göçen sevgili Mehmet Ali işletirdi.

Boğaz’ın sularıyla yanak yanağa, unutulmaz geceler yaşanırdı. Son zamanlarında bir gece ABD Başkanı Bill Clinton da gelmişti.

Finans dünyasının ünlü bir genç kadınıyla ve bir yakınıyla saatlerce caz dinledi, ıslıkla ve oturduğu yerden beden diliyle müziğe eşlik etti. Öyle hoş bir ortam vardı ki...

Kimse tarafından rahatsız edilmedi.

Ne birlikte fotoğraf ricası, ne paparazi, ne de ısrarlı bakışlarla gözaltına alınmak.

Herkes Boğaz’ın ve hafif cazın büyüsüyle kendi âlemindeydi. Oradan ne ünlüler geçmedi ki...

......................

Bıraktığı boşluk yıllarca hissedildi.Nihayet geçen hafta gene Boğaz’ın sularıyla yanak yanağa bir köşe açıldı; “Şampanya Bar...”

Kempinski’nin 6 yıldır Genel Müdürü olan ve artık -adeta- “bizden biri” gibi algılanan Ralf Radtke açılış için dostlarını davet etti. Türkiye’nin en büyük “içki kavı” denebilecek ADCO ürünleri Ralf Radtke’nin tercihi olmuş.

Hafif lezzetler eşliğinde yudumlar ve sohbet...

Buranın da tıpkı Kempinski tarihinde özel yeri olan Mehmet Ali’nin “caz barı” gibi nice güzel anılara mekân olmasını diliyorum.

Ralf Radtke dostumuz elbette bir gün dünyanın başka coğrafyalarında Kempinski’lerden birinde görev alabilir ama zarif dostluğu, hizmetleri, yaratıcılığı yanında

bu “yeni mekânla” da anılacak.

ESKİ DOST, YENİ LEZZET

Deniz ürünleri ve özellikle balık için İstanbulluların yıllar boyu gözde mekânlarından biri de “Hasan” olmuştur. Yeşilköy’deki yeri “lezzet seçicileri” için öncelikli tercihler arsındaydı. Özellikle İstanbul’a uçakla dönüşlerinde öğle ya da akşam Hasan’ın mekânına gitmek bir ritüel gibiydi. (Canım et çekiyorsa da elbette Beyti...)

Yıllarca “Hasan”da garsonluk, şeflik yapan Yüksel Karakış, epey süredir kendine ait “Yüksel Balık” mekânında ün yaptı.

Haftanın başında pazartesi çalışma arkadaşlarım İrma Gözoğlu, Kübra Öz ve Mehmet Ersöz bir gün önceki doğum günümü birlikte kutlamak üzere “Yüksel Balık”a davet ettiler beni. Sanki kendi yerime gelmişim gibi hissettirdi Yüksel ve Hasan yıllarından tanıdığım yüzler. Ve hiç “abartmadan” hiç “eski dost kayırması” yapmadan nefis deniz ürünleriyle “damağımı şenlendirdiğimi” söyleyeyim. Başta lakerda olmak üzere mezeler, elle toplama Gemlik zeytinleri ve yeşile çalan özel Gemlik zeytinyağı, balık, böcek... Noktayı koyduğumuz ortası dondurmalı irmik helvası... Her şey güzel de, bir de fenalığı oldu.

Bir buçuk iki saat bunca trafikte boğuşmak

pahasına Yüksel’e gideceğimi biliyorum.

..................

Not: Yıllık iznimin bir kısmını kullanmak üzere bana müsaade... 2 hafta sonra yeniden buluşmak üzere. Okuyucularımıza ve Türkiye’me esenlik diliyorum.