Bu kez Çağlayangil

Eklenme Tarihi17.01.2019 - 1:30-Güncellenme Tarihi17.01.2019 - 8:19

Trump’ın “Türkiye ekonomisini çökertiriz” tehdit tweet’inden sonra Rusya’nın ilk yorumu gerçekçiydi:

“Amerika, gene aynı yöntemi tehdit olarak kullanıyor...”

Gerçekten...

Amerika “soğuk barış” sürecinde kendi silahlı güçlerini ya da kendi adına vekâleten savaşanları kullanmadığı zaman “ekonomik yaptırım” dayatmakta.

Daha Obama döneminde nükleer silah üretim sürecini durdurmak için ABD İran’a “ekonomik yaptırım” uyguladı.

Sonuç aldı.

Kırım’ın ilhakından sonra Rusya’ya da sert ekonomik yaptırım başlattı.

Hâlâ sürdürüyor.

Trump Başkan seçildikten sonra bu kez Çin’e hedef aldı.

Ağır gümrük vergileriyle, ekonomik yaptırımları katlayarak üst üste bindirdi.

.....................

Rahip Brunson olayını hatırlayın.

Brunson’un serbest bırakılmasına uzanan süreçte TL’nin dolar karşısında düşüşü şok etkisi yapmıştı.

1 dolar karşısında 7 TL’yi de görmüştük.

İktidar sorumlu olarak “dış güçleri” işaret ediyordu.

“Dış güçler” herhalde Uganda, Somali, Kamerun değildi.

ABD Türkiye ekonomisinin açıktaki sinir uçlarına dokunmaya başlamıştı.

...................

Yani...

21. yüzyılın ABD silahı “dikey havalanan F-35’ler, adrese teslim füzelerden” daha etkili “ekonomik yaptırımlar...”

TSK Suriye’nin kuzeyine müdahale için haftalardır yığınak yapıyor.

Tansiyon yükseliyor.

Türkiye “Bir sabah ansızın gelebiliriz” söylemiyle beklentiler yaratıyor.

“ABD bir TSK harekâtı halinde askerlerini çarpışmaya sokar mı, yoksa Fırat’ın batısındaki harekâtlarda olduğu gibi son dakikada kendisi de PKK /YPG de alanı boşaltarak gene çekilir mi?” tartışmalarını alevlendiriyor.

“Aynı psikolojik baskı yöntemiyle ABD’yi geri çekilmeye zorlamayı bir kez daha mı deniyor?” kuşkularını diri tutuyor.

Ve...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la telefon konuşmasında Trump’ın “Suriye’den çekiliyoruz.  Derhal başlıyoruz” açıklaması “Türkiye’nin bu psikolojik baskı yöntemiyle sonuç aldığı” yorumlarını üretiyordu.

Ama...

Devreye ansızın Trump’ın “Türkiye ekonomisini çökertiriz” tweet’i girdi.

Daha önceki tüm yorumlar kısa devre yaptı.

Yandı.

.....................

Genel beklenti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da tıpkı 1960’lı yıllarda dönemin Başkanı Johnson’un kaba saba mesajına, Başbakan İsmet İnönü’nün “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini alır” açıklaması gibi sert bir tavır koyması bekleniyordu.

Erdoğan, beklentilere karşın, Türkiye’nin en iyi dışişleri bakanlarından biri olarak anılan merhum İhsan Sabri Çağlayangil’in “Meseleleri mesele olmadan çözmek gerekir” düsturunu tercih etti.

Sert tavrı sözcülerine bırakıp kendisi Trump’la konuşmaya yöneldi.

Trump’ın açıklamasındaki “güvenli bölge önerisini” ön plana çıkaran diyalog kurdu.

Zaten “güvenli bölge” Suriye sorununun daha başından beri Türkiye’nin tezi değil miydi!

Bu formülde ilke olarak anlaşmak, tanımını ve teknik ayrıntıları asker ve sivil heyetlere bırakmakla “büyük krizin daha patlamadan havası alınmış oldu.”

Dış politikada bu esneklik, iç politika için de önemlidir.

“31 Mart seçimlerine ABD’nin ekonomik yaptırımıyla girildiğini bir düşünün” derim.