Çok zorlu gezi

Türkiye-ABD ilişkilerinin geldiği nokta için bir “durum tespiti.”

Herhalde uzun süredir en “alacakaranlık” süreçte bu ilişki.
En “ışıklı” olduğu süreç ise “Özal’lı yıllardı.”
..................

Merhum Turgut Özal’ın ABD gezilerini izleyen gazeteciler arasındaydım.

Özal, “Washington’da, ABD’nin en saygın gazetelerinden biri olan Washington Post’un karşısındaki bir otelde kalırdı.”

Onun sözlerine sık sık “President Buş” telaffuzuyla başlaması aramızda mizah konusuydu ama Beyaz Saray’da “sıcak” karşılanırdı.

Bir şekilde, Başkan Bush’un masaj yaptırdığı siyah Amerikalı gençle tanışmıştık.

“En çok hangi ülkenin başkanı ya da başbakanıyla konuşuyor başkanınız, bizim başbakan Özal’la mı?” diye sormuştum.

“Mısır Başkanı’yla konuştuğuna çok tanık oldum” söylemi üzerine şaşırmıştık.

“Özal’la” cevabını bekliyorduk nedense.

....................

ABD Başkanı’yla Beyaz Saray’ın arkasındaki “Rose Garden” adlı gül bahçesinde Özal’la birlikte sohbet etmişlerdi.

Bu “sıcak ilişki” işaretiydi.

Yani...

“Oval Ofis” diye anılan çalışma odasının ötesinde gül bahçesine de çıkarak sohbet her devlet başkanına gösterilen protokol değildir.

Turgut Özal, ayrıca, ABD başkanlarının tatil konutu Camp David’de de ağırlanmıştı.

En üst ilginin bir tık aşağısı...

Yani...

Camp David’de akşam yatılı konuk olmamak ama yemekte ağırlanmak...

....................

Turgut Özal, her gelişinde Washington Post gazetesini de ziyaret ederdi.

Böylece...

Hem gazetede daha iyi bir sayfa ve yerde yer alırdı hem de dostluklar kurar, dostluklar tazelerdi.

Onun karşısındaki gazetecinin dizine elini koyup “Look I will explain you (Bak sana izah edeceğim)” diyerek başlaması meşhurdu.

Washington’daki “yabancı gazeteciler derneği merkezinde” konuşma yapar, soruları cevaplandırırdı.

Bunun programa alınmasına özen gösterirdi.

...................

New York’a geçmeyi ihmal etmezdi.

Orada büyük bir otel salonunda iş adamlarına yemek verilirdi.

Özal ekonomiyi anlatır, iş adamlarından Türkiye’de yatırım yapmalarını isterdi.

Bu toplantılarda bankacıların olmasını da isterdi.

Türk ekonomisi için anlattıklarını onların da dinlemesinin önemli olduğunu düşünüyordu.
....................

New York’taki iki büyük gazeteyi de ziyaret ederdi; New York Times ve Wall Street Journal...

Onlarla dış politika düşüncelerini paylaşırdı.

Sorulara cevap verirdi.

...................

Bazı senatörleri, iş adamlarını, ABD’de güçlü lobisi olan cemaat temsilcilerini de kabul ederdi.

Lobi yapardı.
...................

Elbette protesto gösterileri de olurdu.

Ermeni ve Rum lobisinin sokağa çıkardığı 40-50 genç...

Ancak...

Ermeni ve Rum lobilerini Türkiye lehine ağırlık koyarak etkilerini çok hafifleten “Yahudi lobisini” de anmalıyım.

Yahudi lobisi, Amerika’da en kuvvetli olandır.

Daha Özal gitmeden gerekli bazı odaklardan Amerika’daki Yahudi lobisinin büyükleri haberdar edilirdi, gerekli savunma tedbirleri özellikle Temsilciler Meclisi ve Senato’da alınmış olurdu.

Daha Süleyman Demirel döneminden başlayarak Türkiye’nin büyük iş adamlarından Jak Kamhi İsrail’deki ve Amerika’daki tepe nokta dostluklarını, ilişkilerini hareketlendirirdi.

....................

Zaman tünelinde bu yolculuğu yaparak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ne kadar zorlu koşullarda ABD’ye gittiğini belirtmeye çalıştım.

Sinirlerinin çelik gibi sağlam olması gerekir.

Bu denli eksi elektrik yüklü bir fiziki ve zihni coğrafyada her kazanımı önemlidir.