Edebali Hazretlerinin Osman Gazi'ye vasiyeti

Eklenme Tarihi10.09.2008 - 1:47-Güncellenme Tarihi10.09.2008 - 1:49

Ey oğul!   Beysin... Bundan sonra öfke bize, uysallık sana...
Güceniklik bize, gönül almak sana...
Suçlamak bize, katlanmak sana...
Acizlik bize, yanılgı bize, hoşgörmek sana...
Geçimsizlikler, çatışmalar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana...
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlama sana...
Ey oğul!
Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana...
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana...
Ey oğul!
Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz...
Şunu da unutma!
İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın.
Ey oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıl’a bağlı.
Allah (c.c.) yardımcın olsun!..

Demokraside ‘kul’ yok
Yukarıda yansıttığım Edebali’nin vasiyetinde adres padişahtır.
İlk Osmanlı’ya yazmıştır.
Padişahtan, beyden bile hoşgörü, sabır, adalet, bilgelik istiyor.
Demokrasilerde iktidarın başındaki kişiden haydi haydi istenir.
Bu devirde kimse şah değil, padişah değil.
Kendini kimse Prof. Duverger’nin -eleştirel deyimiyle- “seçilmiş kral” sanmamalı.
Etrafın “sen beysin, padişahsın” gazına gelmemeli.
Yüzde 47 oy bugün vardır, yarınlarda belki sel suyu gibi akar gider.
Sözgelişi...
Süleyman Demirel, iktidarının ikinci döneminde yüzde 51 oy almıştı.
Ecevit, “Türkiye’de solun çıta yüksekliği yüzde 30’dur. Taş çatlasa sandıktan daha fazlası çıkmaz” inancına karşın yüzde 42 oy almıştı.
Özal, Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğa burun mesafesinde yaklaşmıştı.
Sonunda “n’oldu o oylar?”
Med-cezir hareketi yaparak oylar çekilirken, liderler de halktan bireyler oldular.
Demokrasilerde herkes eşittir. İktidarın başındakiler ise sadece eşitler arasında birincidir.
Demokrasinin güzelliği ve fazileti de budur.

 

 

İŞARET VE BAŞPARMAKLAR
Şöyle bir söylem vardır:   “Suçladığın kişiyi işaretparmağınla gösterirken, dikkat et, geriye dönük başparmağın da seni gösterir.” 
Başbakan Erdoğan’ın “Maaşlı silahşor köşe yazarları” ithamında da işaretparmağı Doğan Grubu’nun yazarlarını gösterirken, başparmağının gölgesi de kendisini destekleyen “yandaş medyanın” üzerine düşüyordu.
Bazı “omurgalı” istisnalara karşın bazıları nasıl da figüran silahşor oldular.
Deniz Feneri’nin sahte ışığına kaptırılan milyonlarca euro, din kardeşliği uğruna müthiş bir dolandırıcılık... Bu konuda tek satır yok, ama Başbakan Erdoğan’ın Hilton ve CNN Türk bağlamında Aydın Doğan için söylemi salvo ateş konusu...
Şu manzarada “maaşlı silahşor köşe yazarları” tanımına kimler giriyor?
Ayrıca... Yandaş olmayan medyayı hedef alan ve buram buram otosansür dayatması kokan bu tavırlar, AB ölçütleriyle irdelenmekte. Uluslararası basın kuruluşları tarafından da gündeme alınmakta.

 

ISMARLAMA ELBİSE
Doğan Holding Başkanı Aydın Doğan’ın TV’de anlattığı “Başbakan Erdoğan’la görüşme” ilginç.
Bütün bürokratik aşamalardan geçip hepsini tamamladıktan sonra Ceyhan’da bir rafineri kurmak için onay istemek üzere Erdoğan’la konuşuyor.
Özeti şu:
Doğan, “Kredi, teşvik, yardım... Hiçbir şey istemediğini, 2.5 milyar dolar yatırım fonunun hazır olduğunu, bu yatırımı gerçekleştirirse binlerce kişiye iş ve ülkeye döviz kazancı sağlanacağını” söylüyor. “Ruhsat” istiyor.
Ruhsatı verecek olan da elbette devlet.
Başka nereden isteyecek?..
Başbakan Erdoğan’dan “bu ruhsatın Çalık Grubu’na verileceği” cevabını alıyor.
Aydın Doğan’ın anlatımıyla Erdoğan, “Bu işin içinde Putin, Berlusconi, ENI (İtalyan enerji devi) var” diye ekliyor.
Doğan’ın, “O da yapsın, biz de yapalım” önerisi havada kalıyor.
Böylesine büyük bir ruhsat işi nasıl, içeriden ve dışarıdan liderlerin istediği şirketlere adrese teslim ısmarlama elbise gibi verilir?..
Hani ihalelerde şeffaflık, şans eşitliği, rekabet ilkelerini öngören AB ölçütleri?

Etiketler