BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, oğlunu kaybetti. Acısını yürekten paylaşıyorum.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başsağlığı dilemek için telefon açtığını ve aralarında geçen konuşmayı medyadan öğrendik.
Sakık “evlat acısının çok ağır olduğunu” söylemiş ve “akan kanı ancak siz durdurabilirsiniz. Bunu yapabilirseniz aziz olursunuz” demiş.
Leyla Zana’dan sonra acısı çok taze baba Sırrı Sakık da Başbakan Erdoğan’a “kanı ancak siz durdurabilirsiniz” diyen bir diğer BDP’li üst düzey politikacı.
Herhalde BDP içinde açıkça dile getirmese /getiremese bile aynı düşüncede olan başka etkin isimler de vardır.
Türkiye siyasetinde AK Parti’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın konumu gerçekten tarihi bir momentumdur.
Bunun ıskalanmaması, heba edilmemesi gerekir.
Başbakan Erdoğan Sisifos’un kayasını bu kez olsun tepeye çıkartıp oraya yerleştirebilecek -şu süreçte- tek isim.
Sırrı Sakık’a “ben elimden geleni yaptım” cevabını vermiş.
Tarihi momentumu talihe dönüştürmek için “elinden gelebilecek daha çok şeyler var.”

 

YA SİLAHSIZ GÜÇLER?

Milliyet’in Bursa’da düzenlediği toplantı sonrasında söyleşiyoruz.
Aslı Aydıntaşbaş’ın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a içimizi acıtan sorusu:
“Şehit haberleri böyle mi sürecek?
Nereye gidecek bu iş?
10 yıl daha mı?”
Aslı, sorusuyla Türkiye insanının nabzını yansıtmış oldu.
Türk’ü ve Kürt’ü ile bu topraklarda mutlu yaşamak isteyen bütün insanlarımızın ortak kaygısı 4 kelimelik soruda:
“Nereye gidecek bu iş?”
Cevabı hiç kolay değil.
Başbakan Yardımcısı Arınç da o kaygıyı, üzüntüyü paylaştığını hissettiren ses tonuyla konuştu:
Umutsuzluğa düşmek üzücü. Konjonktürel olarak şiddeti tırmandırıyorlar.
Oysa demokratik açılım, sonraki başlıklarıyla Kürt açılımı, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi ile çok şeyler yapıldı.
Bir Kürt yurttaşın neler istediğini karşılamak için projelerle hayata geçirildi.
Süre kısıtlamaları ve “Türkçe haber zorunluğu” kaldırılarak yerel ve bölgesel 24 saat Kürtçe yayının önü açıldı.
Zorani, Kırmençe, Zaza lehçelerinde ve Ermenice, Arapça radyo ve TV yayınları yapılabiliyor.
TRT Şeş kuruldu, Kürtçe ve Arapça yayın yapıyor.
Kürtçe seçmelik ders uygulamasına geçildi.
Ancak...
Öğretmen ve öğrenci bulmakta zorluk çekiliyor.
Hatta TRT Şeş’te Kürtçe yayın için bile adam bulmak kolay değil.
Üniversitelerde Kürtçe enstitüleri kuruldu.
Kürtçe öğretimi için nitelikli öğretim üyesi ve öğretmen sıkıntısı çekiyoruz.
Almanya’dan 3 bilim adamı geldi.
Tunceli ve Mardin’de ders verecekler.
Terörden zarar gören ailelere devlet yardım ediyor.
..........................
Arınç’ın dile getirmediği başka “açılım” uygulamaları da var.
Onları sıralamıyorum.
Arınç’tan algıladığım cevap “ne yapsak olmadı, ne versek yetmedi...”
Gerçekten dağdan ineceklere kolaylık sağlanması...
“Faal nedamet” ile Mahmur kampının boşaltılması...
Dağa çıkışların önlenmesi gibi uygulamalar Kandil’de arıza yaptı.
Buna Kandil’le Oslo -gizli- görüşmelerini de ekleyiniz.
Arınç’a göre Habur’dan PKK’lıların sembolik girişi ve sonrasında olayın PKK gösterisine dönüşmesi “kırılma noktası” oldu.
Şimdi...
Yeniden 90’lı yılların silahlı “yok etme” stratejisine dönüldüğü görünmekte.
PKK Suriye Kürtlerinden esinlenerek “kendine bir alan kazanmak” için her taraftan saldırırken güvenlik güçlerinin bunu silahla püskürtmesi elbette zorunluluk.
Ama...
Çözüme götürür mü?
Cevabını rakamlar veriyor.
30 yılda 30 bin dolaylarında PKK’lıyı öldürdü asker. PKK’nın dağ kadrosunun sayısı 5-6 bin dolaylarındadır.
Demek ki TSK bu kadroyu 6 kez yok etmiş. Fakat dağa çıkış sürdüğü için PKK bütün bu süre boyunca 5-6 bin silahlısına sahip olabilmiş.
O halde kanın durması ve çözüm için başta TSK olmak üzere güvenlik güçlerinin kendi üzerlerine düşeni yaptıklarını kabul etmek ve “nerede hata yapıyoruz” diye düşünmek zamanıdır.
“Silahlı mücadeleye paralel olarak demokratik çözüm üretmek ve sonuca ulaştırmak” sivillerin ve özellikle siyasetçilerin işi.
Siyasete soyunanlar, hele iktidarlar “şikayet etmek hakkına sahip değillerdir. Sonuca odaklı çözüm üretmektir işleri.”

EtiketlerKandil