Fransa’nın “Bir Bileni”

FRANSA‘nın anayasa hukuku “gurusu Robert Badinter”e göre “kıyımı inkâr edene ceza verilmesini düzenleyen yasa Anayasa Mahkemesi’ne gittiğinde kesinlikle iptal edilir.”
Gerekçesi -özetle- şöyle:
Fransa Parlamen-tosu yasa çıkararak iki soykırımı kabul etmiştir.
1İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nazilerin ve Faşistlerin Yahudi Soykırımı. 6 milyon Yahudi öldürülmüştür. Yahudi etnisitesini tamamen yok etmek amacı ve hedefi resmen açıklanarak uygulanmış bir kıyımdır.Fransa’nın “Bir Bileni”
Bu insanlık suçu Nurnberg Savaş Mahkemesi’nde hükme bağlanmıştır.
Ayrıca BM kararıdır.
Soykırımı tanımlayan ve insanlık suçu sayan karar 1948 tarihlidir.
Uluslararası bu kesinleşmiş ve suçluları cezalandıran kararlara dayanarak Fransa Parlamentosu’nun “Yahudi Soykırımını hükme bağlayan” yasa çıkartması Anayasa’ya uygundur.
2Türklerin Osmanlı’nın son döneminde Ermeni kıyımı yaptığını ve bunu inkârın suç sayılarak cezalandırılmasını düzenleyen yasa ise Anayasa’ya aynı nedenlerle aykırıdır.
Çünkü...
İddia edilen Soykırım tarihi 1915 dolaylarında meydana gelmiştir.
O tarihte “soykırım” olarak uluslararası hukukun tanımladığı bir insanlık suçu mevcut değildi.
Bu tanım ve düzenleme 1948 tarihlidir.
Türklerin Ermenilere soykırım uyguladığına hükmeden hiçbir uluslararası mahkeme kararı alınmış değildir.
Bu durumda Fransa Parlamentosu, uluslararası hükmü kabul eden bir yasa çıkartmış olmuyor.
Tam tersine kendisi sanki bir yargı kurumuymuş gibi hüküm vermiş oluyor.
Her şey bir yana yasamanın, yargı işlevini üstlenmesi bile Anayasa’ya aykırıdır.
....................
Peki...
Robert Badinter’in Le Monde gazetesinde yayımlanan bu satırlarının doğrulara ve haklılığa işaret etmesine karşın gerçekleşme şansı var mı?
Aşağıda bu kapının arkasındaki görüntüleri yansıtıyorum.

KURBAĞALAR ÜRKMESİN
FRANSA‘da 61 parlamenterin imzasıyla bu son -kıyımı inkâra ceza yasası- Anaysa Mahkemesi’ne taşınabilir.Fransa’nın “Bir Bileni”
61 parlamenter bulmak hiç kolay değil.
Türkiye “kurbağaları ürkütmemeye özen gösteren” bir düşük volümlü sesle politika yapıyor.
Çok bağırılıp çağırılırsa, tehditler savrulur, hakaretler uçuşursa Fransız kamuoyunda ters psikoloji oluşturur.
Kurbağalar ürker sesleri kesilir.
Bakalım 61 parlamenter imzası bulunacak mı?
Yahudi lobisi ilke olarak artık Türkiye’ye destek vermiyor ama bu olay da farklı bir incelik var.
Museviler “soykırım” denince sadece “yahudi soykırımının” akıllara gelmesini istiyor.
Ermeniler, Rumlar falan derken çok sayıda soykırım kabulünün, bu kavramı sulandıracağı görüşü var.
“Yahudi soykırımı” tek kalmalı ve ağırlığını sürdürmeli...
Ankara’dan bu gerçek görülmekte, geleneksel Türk-Musevi kanalları son haftalarda sık sık kullanıldı.
Gene de seçim öncesi 61 parlamenterin bulunma şansı çok güçlü değil.
İç politika ve seçim kaygıları ağır basıyor.
Yayınlanan bir haritada şu son yasaya destek veren parlamenterlerin, Ermeni ve sağ seçmen sayısı yüksek seçim bölgelerinden olması tesadüf değil.
Ama...
Tek hukuk yolu bu değil.
Fransa’da bir Türk açıkça “kıyımı inkâr edeni cezalandıran yasayı” çiğner.
Mahkemeye verilir.
Yargı sırasında “bu yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne “bireysel” başvuru hakkı var.
“Bireysel başvuru hakkı” ne ilginçtir ki, 2008’de, Sarkozy’nin başkanlık yıllarında kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin yasayı iptal etmesi büyük olasılık.
Hatta sadece bu son “inkârı cezalandıran” yasayı değil, daha önce 2001’de çıkarılan “soykırım yapılmıştır” diyen yasayı da incelemek ve iptal etmek durumundadır.
Hassas bir süreç bu.
Ermeni lobisi güçlü, ama Türkiye de haklı...
Yeter ki taş atıp sular bulandırılmasın, kurbağalar ürkmesin.
Sarkozy bu işlere 150-200 bin Ermeni oyu ve Le Pen’in kızının başına geçtiği aşırı sağcı partiden oy tırtıklamak için girdi.
Yani iç politika hesaplarıyla.
The Newsweek’in Sarkozy’nin “aşırı sağ”a kayışını gösteren kapak boşuna değil.
Ankara aynı yanlışa düşmekten kaçınmalı.
İç politikada puan kazanmak için ölçüsü aşmış esip gürlemelerle, önünde açılan hukuk kapılarını kapattıracak voltaj yüklemesinden kaçınmalıdır.