Gerçek ve algı

İletişim çağının başlarındayız.

Bu çağın çocukluk hastalığı olan “gerçek ötesi (post trouth)” demokrasilere sızan virüs.

Gerçekten, bireyin ve toplumun algısına çok etkili oluyor.

Zaten her şeyin hızlısına ve hazır sunulanına alışan, küresel topluma dönüşüm yaşanmakta.

“Fast food (hamburger, sandviç, vs.)”

“Fast love (hızlı aşk)...” Çabuk başlayıp çabuk biten aşklar.

Gibi, gibi...

Çünkü...

Gerçeği bulmak için zaman kısa.

İletişim çağında her şey hızlı akıyor, bilgi üzerimize boca ediliyor.

Bunlar arasında en basit, en yalın, kendi meşrebimize, sosyal ve siyasal gettolarımıza en yakın olan algıyı hap gibi yutuveriyoruz.

Bunun bilinçsiz olanı var. Bilinçli olanı var ki adına “algı operasyonu” da deniyor.

“Algılarla etkilemenin” yaygın olduğu “post trouth” av alanlarında siyaset de var.

.......................

17 yıl sonra ilk kez TV ekranlarında bir “siyaset derbisine” tanık olduk.

17 yıldır başa güreşenler TV ekranlarında karşı karşıya gelmekten uzak duruyordu.

Oysa...

Siyasetin er meydanıdır TV ekranları.

Seçmenin nabız tutuşudur.

Kalibre ölçmesidir.

Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu’nun İsmail Küçükkaya moderatörlüğünde TV’ye çıkmaları güzeldi.

Önce demokrasinin ritüellerinden biri gerçekleşmişti.

Ayrıca...

Moderatörün kim olacağını iki taraf birlikte tespit etmiş ve önermişlerdi.

Programın formatını iki adayın temsilcileri ile moderatör birlikte saptamışlardı.

Moderatör, liyakatini Türkiye’de kimsenin olumsuz bulmadığı başarılı ve deneyimli gazeteci ve TV’ci İsmail Küçükkaya’ydı.

Programın sonunda İsmail Küçükkaya iki adaya “memnun kalıp kalmadıklarını” sordu.

Binali Yıldırım “Olabildiğince iyiydi, teşekkür ederim” cevabını verdi.

Ekrem İmamoğlu da -program sırasında zaman zaman yöntem itirazlarında bulunmuşsa da- “Çok iyi yönettiniz, teşekkür ederim” mesajını verdi.

İsmail’in “programı başarıyla yönettiği” izleyen iki tarafın gazeteci/yazarları tarafından köşelerinde ifade edildi.

TV ekranlarında dile getirildi.

Program sonrasında da Binali Yıldırım ve İmamoğlu aileleri, İsmail Küçükkaya’yla birlikte bir anı fotoğrafı çektirdiler.

Demokrasimizin “bahar havasını” estirdiler.

.......................

Güzel bir demokrasi belgeseli izlemiş gibiydik.

.......................

Ancak...

Bu güzel bahar havası bir anda karardı.

Sert rüzgârlar esmeye başladı.

Üzerimize haber, yorum ve görüntü sağanağı yağdı.

........................

Olay İsmail Küçükkaya’nın İstanbul’da bir otelde önce danışmanları ve sonra da İmamoğlu’yla görüşmüş olması...

“Yüz yüze görüştüğünü danışmanlarına ve Yıldırım’a söylemediği” iddiası.

Bütün bunlarla ilgili haberler üstümüze boca edilirken, gerçeğin seçmen tarafından ne denli araştırılacağı konusunda yazının başına dönelim.

Seçmen sonunda kendi meşrebine yakın algıyı kabullenecektir.

........................

Bir diğer boyut, İsmail Küçükkaya’nın otele ve odaya giriş çıkış kayıtlarının bir gazete ve televizyonda yayınlanmasıdır.

Tüm görüntülerin kaydı elbette otelin güvenliği için “olmazsa olmaz” koşuldur.

Ama bunların medyaya servisi ciddi bir sorun.

Otel yönetimine dönük suçlamalar var.

Ancak bu olay öyle seziyorum ki otel yönetimini çok aşan boyutlarda.

Örneğin, polis mi istedi görüntüleri?

Polis isterse, otel yönetimi elindeki görüntüleri vermek zorunda mı?

Eğer öyleyse görüntüler polis kanalıyla mı servis edildi?

Yoksa...

Otelin güvenlik servisinden mi bir sızma oldu?

Herhalde otelin sahibi ve yöneticisi olan -çok yıllardır hiçbir olumsuzluk sicili olmayan- bu kişileri hedef almak yerine bunlar da irdelenmeli, sorgulanmalıdır.

FOX Türkiye’nin ötesinde FOX International’in bu soruları küreselleştireceği duyumunu aldım.

Hepimizi “17 yıl sonra nihayet” dedirterek sevindiren bir demokrasi ritüeli bozularak, bakın nerelere uzanmakta.