‘Hem-hem de’ devri

Artık  “ya-ya da” devrinden “hem-hem de” devrine “geçiş sancıları...”

Türkiye-ABD ilişkileri için bu deyimler dolaşıma girdi.

İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen ve dünyanın “ABD ve Batı” ile “Rusya ve uyduları” olarak kesin ve net ikiye ayrıldığı yıllarda Türkiye’nin yeri belliydi.

“ABD ve Batı’nın yörüngesindeydi.”

NATO savunma sistemi içindeydi.

Kendini güvende hissediyordu.

Kaşı tarafta da “Rusya ve uyduları” vardı.

“Olası düşman...”

“Ya” bir tarafta olunacaktı “ya da” öbür blokta.

...................

“İki kutuplu” o soğuk savaş sonrası yıllardan sonra her şey eskisi gibi akla kara netliğinde değil.

Farklı coğrafyalarda, farklı birliktelikler olabilen yıllardayız.

Şu “fiziki coğrafyada” ve “falanca zihniyet coğrafyasında” ABD ve Batı’yla...

Başka bir “fiziki coğrafya” ve “falanca zihniyet coğrafyasında” Rusya ile birliktelik zorunluğu olabiliyor.

Yani...

Coğrafi yerine ve değişen siyasi yararlara göre “hem ABD hem de Rusya...”

Bu “hem-hem de” durumu başka ve daha somut alanlarda da şartların dayatması haline gelebiliyor.

Yani...

“Hem Rusya’nın S-400 füzesavar bataryaları hem de Amerika’nın Patriotları...”

Devam...

ABD’nin dikine kalkan F-35 savaş jetlerini de buna ekleyin.

Ya...

Hem “Amerika’nın F-35’leri” hem “Rusların yeni nesil SU-57”leri de olur mu?

O kadar uzun boylu değil.

Hiç değilse bir süre daha...

.....................

Sadece Türkiye değil.

ABD ve Rusya için de “hem-hem de” süreci apaçık ortada.

ABD “Hem geleneksel müttefik Türkiye hem de Suriye’de bizim için karada savaşan müttefik YPG/SDG” diyor.

Rusya ise hem ve asli olarak “Türkiye” hem de -ABD kadar açık açık olmasa bile- PYD çizgisinde.

“Suriye rejim ambalajı içine konacak PYD” ile “hem de” mesajı veriyor.

Dahası...

ABD ile Rusya arasındaki bu “ikisi bir arada” nedeniyle “kıskançlık” vaziyetinin de altını çizeyim.

......................

İşte “ipte yürümenin” ötesinde “kesişen ipler üzerinde yürüyenlerin” Suriye manzarası bu.

......................

Washington’daki “Erdoğan-Trump” görüşmesinde bütün bu nedenlerle “ipler kopmadı.”

“Hem-hem de” devrinin dayattığı “yeni formüllerin” aranacağı bir sayfa açıldı.

Olasılıklar havada uçuşuyor.

Örneğin...

“Türkiye’nin S-400 füze savunma rampalarını kurması ama aktif hale getirilmemesi...”

Böyle bir ara formülle “ABD Patriotlarının alınıp aktif hale getirilmesi. NATO savunma sistemi içinde bütünlüğün sürdürülmesi”, gedik açılmaması...

.....................

Bu ve bunun gibi “olasılıkların” Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Başkanı Putin arasında bir “duyarlı buluşmayı” daha gerektireceği düşünülebilir.

Türkiye-Rusya ilişkileri, ABD’yle olan “kozmetik yoğun” ilişkiye göre daha “karşılıklı samimiyetin arandığı” gerçeği göz ardı edilmesin.

Tabii bu arada Rusya’nın da “hem-hem de” yorumuna açık tavırları gündeme gelecektir.

....................

Sonuç...

Önümüzdeki süreç

“hem-hem de” devrinin sadece iki süper büyüğün lüksü olarak mı kalacağı...

Yoksa...

Türkiye’nin de uygulayarak, diğer bağımsız ülkelere örnek olup olamayacağını gösterecek.

Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı kazanarak yerkürenin diğer ülkelerine örnek olacak ilk bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu.

Genlerindeki “özgün” fark umutlu olmamızı gerektiriyor.

DİĞER YENİ YAZILAR